Ye baklayı at taklayı

Ye baklayı at taklayı

Böyle derdi babaannem. Baklayla taklanın ses uyumundan öte ne kadar alakalı olduğunu bilmiyorum. Baklayı sevdirebilecek bir deyim 🙂 Yine de insanın en çok seveceği – her şeyde olduğu gibi – kendi yetiştirdiğidir her zaman.

Yorgo “Baklanın içindeki azot toprağı zenginleştirir” diye duymuş ve geçen yaz adam boyu uzayan ve yaz boyu salatasını yediğimiz Vlita (Tilki kuyruğu) ektiği yere bu kış yarım kavanoz organik baklayı ekmişti.

Şubat ayının sonunda böyle güzel çiçekleri açtı baklaların, bakmaya doyamadık. Asıl heyecan yeşil yaprakların arasında minik baklaları keşfedince olacaktı.

İşte o zaman neredeyse takla atacaktık sevincimizden 🙂

Bizim evde baklayla enginarın konumu biraz tuhaftır. Ben zeytinyağlı baklayı da severim, enginarın her kılığa girmişini de. Yorgo da çiğ yemeyi sever her ikisini de. Bir kere lokum gibi pişmiş enginarı tatmıştı da hiç beğenmemişti, hatırlarım. O yüzden baklayla enginar, bizim evde böyle salataya da eklenirler. Çiğ enginar ayıklanıp dilimlenir ve zeytinyağ limonla birlikte başlı başına bir mezedir Girit’te. Çiğ yemek her zaman daha vitaminli olduğundan Girit’e gelince seve seve benimsediğim şeylerden biridir. Baklayı diyemiyeceğim ama enginarı çiğ yemeyi Maya da seviyor artık. Dario’nun hala biraz zamana ihtiyacı var.

Kısacası enginarın ve baklanın yemeği, çocukların da henüz deli oldukları bir lezzet olmadığı için alıp pişirsem de, bir tek ben yiyeceğim evde. Öyle olunca çoğunlukla 1 kişi için alıp pişirmezdim. Eskiden İzmir’de otururken annem pişirdiğinde bana bir tabak verirdi. Girit’e gelince de annemin görevini Yorgo’nun yengesi üstlenmişti. Amca da yemediği için yenge alır, pişirir, yarısını da bana getirirdi.

Bakla/enginar zamanı geldi ama annem uzakta, biz bu eve taşınalı beri yenge de uzakta kaldı. Fakat bahçemiz de bakla dolu olunca, “eh yaparım artık kendime, doya doya da yerim” diyerek daldım baklaların arasına. Ne kadar limon sürsem de ellerim kara kara oldu. Belki de ilk kez bakla pişirdim hayatımda, en fazla ikinci kez. Unlu suya ayıkladım annem gibi. Sonra suyuna da un katıyordu o. Bol dereotuyla öyle lezzetli oldu ki kendim yaptım diye mi tazecik kendi baklalarımız diye mi anlayamadım 🙂

Baklalar verdikçe veriyordu. Tamam özledik ama her gün de bakla yiyecek değiliz. Baktık ki dallarında kalanlar iyice büyümüş. Hatta Yorgo’nun bahçeyi sularken ayıklayıp ayıklayıp çerez gibi yediklerinden bazıları, bakmış ki taneleri kurumaya başlamış. Bitkisinin boyları da Dairo’yu bile geçmeye başlamıştı. O zaman topladık bütün baklaları, ayıkladık.

Bir kısmı deep freeze’de yerini aldı. Annemler geldiğinde bu kez ben onlara kendi baklalarımdan tattırabileyim diye. Bir kısmını da tepsilere serdik, kurutmaya. Kuru bakla da kabuğuyla birlikte pişirilen ve çok sevilen bir yemek burada. Daha önce,  taze bakla tanelerinin Girit’in Raki’sine eşlik ettiğinden de söz etmiştim.

Enginara gelince, biz enginar ekmedik. Aşağıdaki bahçede komşunun enginarlarının bir gül goncası gibi açışını seyrediyoruz her geçen gün. Buradaki yabani enginarları da, daha blogumu yeni açtığım zamanda, 2006 yazında, bir pazar gezisinde fotoğraflayıp yazmıştım.

Mevsimler değişiyor, her seferinde pazarlara farklı renkler hakim oluyor. Pazara gidip mevsim sebzesini meyvesini fotoğraflamayalı çok oldu. Bir dahaki sefere makinamı da alayım yanıma.




5 thoughts on “Ye baklayı at taklayı”

  • Baklanın bu kadar güzel çiçekleri olduğunu bilmiyordum. Benim de “Bir gün bir bahçem olursa…” diye başlayan hayalimin baş köşesinde o bahçeye enginar ekmek var. Darısı başınıza. 🙂
    Bir de oh, afiyet olsun. 🙂

  • Ben daha önce yalnızca 1 kere görmüştüm ve hayran kalmıştım. İnsan bahçesi olsa yalnızca çiçeği için bile yetiştirir diye düşünmüştüm ama ne yazık ki çiçieği de baklası da çok kısa sürüyor. Meğer o yüzden bakla bir gelir geçermiş pazarlardan.

    Banucum, Enginarın çiçeği ise ayrı bir güzellik… hiç tohuma kaçmış enginar gördün mü bilmiyorum. Kuru süs bitkisi gibi… enginar iyice açılıyor göbeğindeki tüyler iyice uzuyor ve pespembe bir renk alıyor. Al vazoya koy, yani 🙂 Buradaki yabani enginarın, eskiden çekilmiş fotosunu da ekledim yazının altına. Linke klikleyip eski yazıya bakma fırsatı olamayanlar da mahsun kalmasın, görsünler diye…
    sevgiler…

  • ressam bir arkadaşımla konuştum Papatya, İzmir’e enginar heykeli yapılması için harekat planı hazırlıyoruz =)

  • Özlemcim,
    enginar demek benim için İzmirde bahar demek!
    Dönüp dolaşıp enginarın bol olduğu bir yerde yaşadığım için hep sevinmişimdir. Mesela İngiltereden bir arkadaşım hiç tanımıyordu bile enginarı. Acaba ben mi güzel telaffuz edemedim diye kızı elinden tutup manavda göstermiştim; “İşte bu, dediğim” diyerek ama “İilk defa gördüm” dediğinde, ne kadar çok şey kaçırdığını anlamıştım. Bizler, Egeliler çok şanslıyız 🙂

  • Papatya, azot baglayici olmasi icin bakla vermeden bicip, topragin uzerinde birakmak gerekiyor diye aklimda kalmis benim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.