Etiket: Ödemiş

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Yıldız Kent Arşivi Müzesi

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Yıldız Kent Arşivi Müzesi

İşte sonunda Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi’nin (kısa dıyla ÖYKAM’ım) önündeyiz. Bugün müze olarak kullanılan bina, eski Keçecizade Hanı’nın kuzey cephesi ve avlusunun bir bölümü üzerine 1926 yılında inşa edilmiş. 1927 yılında Yıldız Oteli olarak hizmete açılmasıyla “Hacı Sadık Çarşısı” diye anılan bölge “Yıldız […]

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Birgi’den ayrılmadan

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Birgi’den ayrılmadan

Çakırağa Konağı’nı gezerken sanki zaman durmuştu. Hem de, bir zamanlar o konakta yaşanılıyorkenki zaman diliminde kalmıştı sanki. Konaktan çıkıp da oranın büyüsü hala üzerimizde tüterken ve Birgi’nin sokaklarında gezerken ne kadar çok fotoğraf çektiğime inanamazsınız. Burada yayınladıklarım ancak bir kaç tadımlık, sizi Birgi’ye gitmeye özendirecek […]

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Çakırağa Konağı

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Çakırağa Konağı

Efeler diyarı Ödemiş’in Birgi beldesinde gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yüksek taş duvarların ve renk renk kapıların arasında, Birgi’nin ara sokaklarını keşfe çıkıyoruz.

Eski ve terkedilmiş olanların yanında,

son yıllarda restore edilmiş, bakımlı evlerde de var. (Cumbadaki optik gürültüyü çıkarmaya üşendim 🙂

Bazen bir cumbaya veya sarıp sarmalamış bir sarmaşığa doğru kaldırıyoruz başımızı.

Bazen halen sıcak olan bir fırınla,

veya bir pencerenin altına asılmış bir dizi kuru biberle karşılaşıyoruz

ve Çakırağa Konağı’na varıyoruz, nihayet…

90’lı yılların başında restore edilip müze haline getirilen Çakırağa konağı, o dönemin ahşap Türk evlerinin en güzel örneklerinden biri olmalı. 1761 yılında zengin bir tüccar olan Çakıroğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılan üç katlı ahşap konak, yoldan görülmeyecek şekilde yüksek duvarların ardında ve ağaçlarla, çiçeklerle dolu bahçenin öteki ucunda yapılmış. Alt katta hizmetli, misafir bekleme odası, mutfak, ahır ve samanlık var. Zeminden yukarıya trabzanlı ahşap merdivenle çıkılıyor. İkinci kat daha alçak tavanlı, daha korunaklı olduğundan kışlık olarak; daha aydınlık ve serin olan üçüncü kat da yazlık kat olarak kullanılırmış. Kışlık, ara katta konuk odaları, oturma odaları, eyvan (balkon) ve tuvalet bulunurken; yazlık üst katta, büyük bir salon, ikisi köşk odası olmak üzere toplam dört oda, odalar arasında eyvan (balkon) yer almakta. Bütün odalar, şömineyle ısıtılıyormuş. Ulu Camii’de gördüğümüz gibi, hiçbir çivi kullanılmadan yapılan tavanlar, ağaç oyma ve geçme sanatı kündekârinin en güzel örneklerinden. 1995 yılında, müze-ev olarak ziyarete açılmış.

Çakırağa Konağı’nın avluya bakan ön cephesi…

 

 

Bazı odalarda, sanki bir gömme dolapmış gibi, yıkanma bölümleri (gusulhane) var.

Odaların duvarları ve tavan süslemeleri, her biri ayrı güzellikte. Bazıları meyve ve sebze motifleriyle süslenmiş.

Bazı odalarda meyve ve sebze kurutma yerleri bulunmakta.

Bütün katlarda odaların pencereleri ya sokağa ya bahçeye veya salona açılmakta. Kim bilir, kimler dört gözle beklendi bu parmaklıkların ardında, hasretle…

Çakıroğlu Mehmet Bey, biri İzmirli, diğeri İstanbullu iki hanımla evlenmiş. (Aynı evde, farklı odalarda, aynı kocayı paylaşmak?! Hanımlar, böyle şeylere nasıl razı gelirlermiş, diye şaşırıp kalmamak lazım; o zamanlar “razı gelmek” ne demek, onlara fikirleri soruluyor muydu ki? değil mi?…) Hanımları memleket hasreti çekmesin diye de, odalardan birinin duvarına İzmir’in  (yukarıdaki),

diğerininkine de İstanbul’un (yukarıda) panoramik şehir resimlerini yaptırmış. Bu iki odanın salona bakan kapılarının üstündeki üçgen alınlıklarda ise, -Barok tarzı motifler içinde- Arapça yazıtlar bulunmakta. Güney doğudaki İstanbul odasının ve güney-batıdaki İzmir odasının kapısının üstünde yazanları, Osmanlıca bilmediğimden dolayı ben okuyamamıştım. Blogumun okurları arasında Osmanlıca bilenlerden yardım istedim.

Sağ olsunlar, Osmanlıca bilen birkaç arkadaşım bana bu “şifre”yi çözmemde yardımcı oldular. Bana izah ettiklerine göre; bu Arapça bir deyişmiş, Osmanlı dünyasında yaygın olarak kullanılmıştır. Tam okunuşu şöyleymiş:

“Ya müfettihel ebvab
Eftah lena hayrel bab”
Tercümesi ise:
“Ey kapılar açan,
Bana da bir hayırlı kapı aç” imiş.          (Yavuz Bey’e ve Nükhet Hanım’a tekrar teşekkürler)

 

Manzara, gerçekten de, muazzam. Orada, o balkonda, karşımdaki manzaranın keyfini çıkara çıkara otursam da saatlerce kalkmasam, diye geçti aklımdan…

Üst katla alt katı birbirine bağlayan ahşap merdivenlerin üst tarafındaki iki kanatlı kapılar benim için en alışılmadık şeydi.

 

Çakırağa Konağı’nın bahçesi de son derece bakımlı ve temiz. Rengarenk çiçekler,

ve tabi ki güller bahçeyi süslüyor.

“Kim bilir kimler yaşadı?… neler aşklar yaşandı bu koskoca konakta?” diye düşünmeden edemiyor insan.

Bir gün sizin de yolunuz Birgi’ye düşerse, mutlaka Çakırağa Konağı’nı da ziyaret edin. Bakalım size neler düşündürecek?

Çakırağa konağı, Pazartesi hariç her gün 8:30-17:30 arasında ziyarete açık.   

Tel: 0232 5315205

*****************************************************************

Merak edenlere; Ödemiş hala bitmedi. Sonraki yazımda, Ödemiş Yıldız Kent Arşivi Müzesi ve Ödemiş pazarı var.

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Birgi’nin kavakları

Gez gez bitmeyen Ödemiş – Birgi’nin kavakları

Çocuklarla yaptığımız gezilerin dışında, bazen tek başıma bazen de yanıma bir arkadaşımı katarak yaptığım keşif turlarının en ilginci Ödemiş gezisi oldu. Üstelik yola trenle çıkmak ayrı bir heyecandı. (Trenle seyahat başlı başına bir yazı olabilir.) Ne kadar uzun zamandır binmemişim trene. Belki de İzmir dışına […]