Etiket: Girit’te yaşam

Uçurtmanın kuyruğuna tutunup uçmak

Uçurtmanın kuyruğuna tutunup uçmak

Yoncalar çiçek açtı. Kırlar yeşil sarıya boyandı Girit’te. Bugün kırlara çıkılan, ailecek piknik yapılan ve uçurtma uçurulan gün, Temiz Pazartesi. (Hrıstiyanların büyük orucunun ilk günü olduğundan dini bayram tatili) Okul yok, deshane yok. Çocuklar evde… Biz de güzel havayı fırsat bilip gittik kırlara. Artık hava […]

Haydi gel, pazara gidelim

Haydi gel, pazara gidelim

Girit’te pazar deyince, elbette akla ilk gelen otlar olmalı. Bu Stamnagati.. Girit’te yabani olarak yetişen ve toplanan bir çeşit radika. Tazacik yapraklar, aynı kökten çıkmış minik buketler gibi. Genellikle haşlanmadan, çiğ olarak zeytinyağ, tuz limon eşliğinde yeniyor. İlk zeytinler. Aslında bu gördükleriniz Girit’e özgü yağ […]

Kelebeğin kanadı, arının vızıltısı

Kelebeğin kanadı, arının vızıltısı

Sabah yarım saat daha erken kalsam da hiç şikayet etmiyorum. Tam tersi, galiba ben doğayla barışık bu hayatı her geçen gün daha da çok seviyorum. Ben hiç lehir dışında yaşamamıştım. Şehir dışı dediğim de öyle fazla uzak bir yer değil aslında. Yalnızca canın ne zaman, ne isterse öyle gidip alıvermek yok artık. Öyle köşeyi dönünce market, çarşı yoksa yaşayamam ben, sanıyordum. Meğer aklımız fikrimiz şu alışverişte, neyi nereden alacağımızdaymış da hayatımıda nelerden feragat ediyormuşuz da farkında bile değilmişiz. Halbuki şimdi böyle bir manzaraya uyanıyoruz.

Sabahları avluya açılan kapıları açar açmaz içeriye kuş sesleri doluyor. Bahçemiz başlı başına bir heyecan! Acemi bahçıvanlık aşkıyla her gün acaba büyüdü mü diye kontrol ettiğimiz sebzelerimiz, yaseminlerimiz, bir de narımız  var. Evin bahçesinde bol nane, lavanta, kurumaya yüz tutmuş bir öbek melisa, bir keçi boynuzu ağacı ve limon vermeyen bir limon ağacı vardı. Bir yabani gül, bir de gardenya hediye geldi. Biz de yukayla limonun arasında bir lime fidanı diktik. Artık kendi lime’larımızla içeceğimiz Mojitoları hayal ediyoruz, çocuklar da seneye boylarının limonu geçip geçemeyeceğini 🙂


Kulağının dibinden bir kelebeğin geçmesi, arının vızıltısı hayatımızın parçası oldu. Daha sineklikler takılmadığı için, gün içinde evin içine giren sineğe, böceğe bile alıştık. Geçen gün Dario başının tepesinde uçan kara sineğe, benim laflarımla “hayır, o sinek bizi ısırmaz” diye söyleniyordu. Eve giren ancak eşek arısı olursa ufak bir panik yaşanıyor. Çocuklar kaçışıyor. Ama giren de geldiği gibi çıkıyor bu panik büyümeden. Anlıyoruz ki doğada hiç birşey kendine zarar verilmedikçe zarar vermeye kalkışmıyor.

Sabah kahvesinin posasını kompost köşesine atmaya giderken bazen yeşil yanaklı bazen çizgili kuyruklu kertenkelelerle karşılaşmaya bile alıştım 🙂 O ani bir hareketimi kolluyor kaçabilmek için. Bense hareketsiz duruyorum. Tellerin ötesindeki bağlara dalıp gitmişim.

Ben de doğada büyümüş bir çocuk değilim. Yaz tatilimi köyde geçirdiğim hiç olmadı. Herkesin bir köyü varken bizim yoktu. Şehir çocuğu olsam da, oldum olası çocukları börtü böcekten korkutmaz, her bahar geldiğinde bulduğum uğur böceklerini alıp ellerine koyardım. Arı gördük diye kaçmaz, onun polen peşinde olduğunu hatırlatırdım. Bu konuda anne-babanın yaklaşımının ne kadar önemli olduğundan söz etmiştim önceki bir yazımda; “Anneleri bir böcek görünce tavana sıçrıyorsa çocukları da büyük bir ihtimalle bir böcekle sokakta dahi karşılaşmak istemez ömrü boyunca” demiştim. Belki de o yüzden yaşam tarzımızdaki bu büyük değişimi hiç yadırgamadan kabulleniverdi çocuklar. Bahçede oynamak en büyük keyifleri.

Dario eline bir küçük kürek geçirdi mi dakikalarca kazıyor toprağı.

Maya desen bazen güneşleniyor, bizden izin çıkarsa çiçekleri suluyor. Koşuyorlar birbirlerini kovalıyorlar. Çiçek topluyor, karınca yuvalarını inceliyorlar. Saksının köşeciğine ilişmiş bir parça petek ilk günkü kadar şaşırtmıyor bile. Üstelik daha salıncakları takılmadı. Daha üstünde yuvarlanacak çimimiz de yok, bahçe kenarlarını çevreleyen çitlerimiz de. Herşeyin sırası ve zamanı gelecek.

Aynen açılmayı bekleyen kutulardan birer birer çıkan unutulmuş oyuncakları, kitapları gibi. Bazen özledikleri birşeye kavuşmanın çığlığı. Bazen de “bunda da yooook” diye başlayan isyankar hayal kırıklığı.

“Heeeey çocuklar, sürahileri ararken bu kaseleri, bir deeee granita kalıplarını buldum!” diye müjdeyi veriyorum. Çok geçmeden “Yaşasın! Anne, bize çilekli yapsana!” demeye başlıyorlar. “Çilek kalmadı ama portakallısını yaparım” deyince bir heyecan bir sevinç!

“Dario, Thomas’lı tişortun da bulundu” dediğimde Dario hemen “yarın okula bunu giycem” diyor.

“Maya’cım, minişlerin haaalaaaaa çıkmadı. Öyle çok oyuncak kutusu var ki bakalım hangisinden çıkacak?”

Onlar da bir sonraki günün sürprizi olacak! Oyuncaklarına kavuşan çocuklar bir süre için de olsa ortalardan kaybolacak. Anneleri de kahvesini alıp, bahçeye çıkacak ve yazısını yazacak ya da anneanneyle telefonda uzun uzuuuun konuşacak. Bahçemizi paylaştığımız kertenkeleleri duyan anneannenin hattın öbür ucundan attığı çığlıklara gülümseyip kendini “Yooo, korkmuyorum, alıştım artık. Biz köylü olduk :)” derken bulacak.

Diyeceğim şu ki hayatımızdan memnunuz 🙂


İraklio’dan manzaralar – 2

İraklio’dan manzaralar – 2

  İraklio turumuza devam ediyoruz… Daha önce sözünü ettiğim küçük limandan şehir merkezine gitmek için; limanı, “Kule”yi ve balıkçı teknelerini arkamıza alıp yokuş yukarı yürümemiz gerekiyor. Çünkü ne yazık ki İraklio’da şehrin merkezi biraz denize sırtını dönmüş durumda. Üstelik deniz seviyesinden de yukarda. Tam merkezdeyseniz […]

İraklio’dan manzaralar – 1

İraklio’dan manzaralar – 1

  Fark ettim ki Giritteki yaşamımdan, pişirdiklerimden söz ediyorum ama yaşadığım şehir, İraklio hakkında hiçbir fotoğraf yayınlamamışım. Bu fotoğraflar geçen ay içinde annem ve babamla birlikte şehirde gezerken objektifime takılanlardan yalnızca bir kaçı… Burası Iraklio’nun küçük limanı. Burada yalnızca yatlar ve balıkçı tekneleri oluyor. Pire […]