Etiket: çocuklu hayat

Uçurtmanın kuyruğuna tutunup uçmak

Uçurtmanın kuyruğuna tutunup uçmak

Yoncalar çiçek açtı. Kırlar yeşil sarıya boyandı Girit’te. Bugün kırlara çıkılan, ailecek piknik yapılan ve uçurtma uçurulan gün, Temiz Pazartesi. (Hrıstiyanların büyük orucunun ilk günü olduğundan dini bayram tatili) Okul yok, deshane yok. Çocuklar evde… Biz de güzel havayı fırsat bilip gittik kırlara. Artık hava […]

Heidi’nin memleketi İsviçre

Heidi’nin memleketi İsviçre

  Siyah-beyaz televizyonun bir tek kanal, çocuk programlarının da günde bir tek çizgi filmden ibaret olduğu, çocukluk yıllarımda, Heidi ve Peter’in Alplerin uçsuz bucaksız bayırlarında yalın ayak koşarak keçileri kovalamalarını seyretmeye bayılırdık. Keçiler bile ne kadar mutluydu ve zıp zıp zıplardı onlarla birlikte… ya da […]

Seks Cinsellik Mahremiyet Üzerine

Seks Cinsellik Mahremiyet Üzerine

Çocuk sahibi olmayı düşünenlerin gözü korkmasın ama çocuğunuz olduktan sonra çiftin mahremiyeti dibe vuruyor. Özellikle çocuklar ayaklanan, sürekli etrafta dolaşan, üstelik sürekli sorup öğrenmek isteyen bir yaşa ulaştıklarındaysa durum iyice vahimleşiyor. Birbirinin “helali” olan evli çiftin romantik birşeyler yaşayabilmesi için ille de küçük canavarların yatıp uyuması, el ayak çekildiğindeyse anne babanın da artık yorgunluktan cılkının çıkması mı gerekiyor? Galiba. Yoksa saat kurup evin horozlarından önce mi uyanmaları?

Yok siz ille de güpe gündüz, herkes ayaktayken bir heyecan yaşamaya kalkışacak kadar cesursanız işte o zaman yasak aşkların kaçamak buluşmaları tadında bir yüksek tansiyon yaşanıyor.

Anne baba birbirini, aradan geçen uzuuuun yıllara rağmen hala seviyorsa, istiyorsa bu sevinilecek bir durum tabi ki. Tek mesele aşkın ifade edilebilmesi için uygun yeri ve zamanı kollayabilmek 🙂

Bazen baba yorgun argın işten gelebilir. Anne da günlük rutin işlerini tamamladıysa, şöyle ayaklarını uzatıp biraz dinlenmeyi hak etmezler mi? Belki başbaşa kalıp ne zamandır erteledikleri bir meseleyi konuşurlar, çocukları için neyin en iyisi olacağını tartışırlar, fikir alışverişi susup oturmaktan iyidir. Zaman gelir insanın canı öylece sevdiğinin kollarında kendini güvende hissetmek ister. Öylece işte… bazen öylece kalınmaz yalnızca 🙂 Bazen beklenmedik anda olur. Bazen de planlı, hehe 🙂

Sıradan bir gün düşünelim. Bızdıkların ikisinin de okuldan döndüğü saatler. Çocuklar o gün hiç anmadıkça “gel otur da, seyret. Bugünkü TV dozunu al” denmez elbette. Bunu daha önce söylemiştim. Ama ara sıra, (her zaman değil!), bunu bir “savunma kalkanı” olarak kullanmak da otoriteyi yerle bir etmez herhalde 🙂 Etmez etmez, bir tanecik DVD bazen durumu kurtarır.

Ama bir şekilde o gün bir DVD seyrettilerse, o gün gündüz macerasına atılmaya hiç şansın yoktur tabi, TV sınırlama kurallarından ödün verilmez, kendi çıkarların uğruna da olsa.

Birgün baktın sessiz sakin oynuyorlar, hah işte tam şimdi bir kaçamak zamanı, deme!  Aldanırsın. Sessiz oynuyorlar, çünkü sen oralardasın. Gözönünden kaybolduğun anda, en önce ufaklık başlar avaz avaz aramaya.

– Aaaaaneeee! Nerdesin?

– Yukardayım, Dario. Ne var?   (Yatak odaları üst kattaysa, olay yerinde yakalanma riskini yok etmez, geciktirir. Çocuk koşup gelmeden önce bir sorar aşağıdan)

– N’apıyosun orda?      (İşte SORU geldi!)

– İşim var!

– N’apıyosun orda?   (Cevap bir bilgisayarın “Bad command” hatası gibi algılandığı için soru tekrarlanır )

– İşim var dedim ya… Birazdan inicem. Sen oyna…

………………       (En tehlkeli sessizlik süreci. Kulaklar açık, tüm dikkat çevrilir, muhtemel minik ayak seslerine dikkat kesilir)

Bundan sonrası 2 şekilde gelişir.

1) En kötü senaryo

– Anne, ben de geliyoooom!    dediği anda kırmızı alarma geçilir, tüm planlar altüst, romantizm giydirilip yorganın altına saklanır.

2) Nispeten İyi Senaryo

– Anne, gelsene…   (her nasılsa çocuk yukarı çıkmaya üşenir!? Yine de böyle kolay sıyrılabilindiğine inanmamakta fayda vardır)

– Anne gelsene..

– Anne gelsene…

– Anne gelsene…   (“Çin işkencesi” dedikleri bu mu?)

İşte şimdi beklenen teklifi sunup kurtarsam paçayı diye düşünürsün:

– Mayaaaa, koysana bir DVD seyredin!   (İzin çıktı! Bir sevinç çığlığı duyulur aşağıdan)

Sevinç çığlığı çok sürmez. Maya istediği DVDyi bulamaz. Anneye sorar. Anne “başka birşey koy” der. Maya Rio’yu sevdiği için onu koyar. Dario “ben Mickey istiyoooom” diye bağırır.

– İkinizin de istediği birşey bulun lütfen.

STRATEJİK PLAN

Şimdi biraz geri saralım: tüm bu tartışmalar olmasın diye, anne o gün sevdikleri bir DVDyi daha yukarı çıkmadan koyar. Bakar ki ikisi de memnun seyrettiği şeyden. Hatta anne, birer tabak meyve veya birer kase patlamış mısır da verir kucaklarına. Önlerine ıslak mendil. Dario’nun su matarası göz önünde. Herşey ama herşey programlanmıştır! Babaya bir göz kırpar 😉

Şimdi ileri saralım; “Anne nerdesin?” “Yukardayım!” aşamasına.  (Hiçbirşeyi eksik değil, bu çocuk annenin yokluğunu anında nasıl da fark eder!?)

“İşim var”dan sonra ses kesilirse çocuk ikna olmuş; anne güvende (mi)dir?

10 dakika sonra, oldu olacak derken, pıt pıt pıt ayak sesleri! Basıldık!

– N’apıyonuz burda?

– Hiiiiiiiiiç :>

– Dinleniyoruz  🙂

Yukarı çıkacak kadar önemli (?!?!) sebep çok geçmeden anlaşılır: Boş plastik kaseyi uzatır

– Anne bak bitirdim!

?!?!?!?!

Sabır sabır.

Dip Not: Çocukları aralarında yatanlar işin içinden nasıl çıkıyorlar, ben de bunu çok merak ediyorum.

Madalyonun öteki yüzü

Madalyonun öteki yüzü

“Papatya ablacım, yazılarını okudukça sana nasıl hayran oluyorum bilemezsin 🙂 ben de senin gibi bir anne olmak için elimden geleni yapıyorum, inşallah başarabilirim.” Sevgili kardeşim Sedef geçenlerde bana böyle yazmıştı. Çocukları yanıma alıp bisikletle dolaşmama imreniyormuş. Kızını benim gibi yetiştirecekmiş. Güzel sözler, beğenilmek gurur verici […]