Hindistan – Delhi 1

HİNDİSTAN! Adını telaffuz etmek bile tuhaf duygular hissettirmez mi insana?… kimi heyecanlanıverir (benim gibi), kanı kaynar; gidip görmek için can atar, yargılamadan. Kimisi heyecanlanır ama bir duraksar; “acaba, buna katlanabilir mi yüreğim?” diye bir tereddüt eder. Böylesi gitse de yalnız pislik görür; fakirlik ve sefillik o kadar derinden etkiler ki bir daha asla geri dönmez. Kimisi zaten gitmiş, tadına bakmıştır, gideceğinizi duyunca buğulanır bakışları, anıları gelir aklına, “isabetli karar” diye gülümser. Bu “yıllar önce gitmiştim, yine de giderim” diyenlerdendir. Hindistan böylesini geri çağırır, bir daha, bir daha… Kimisi da en baştan reddeder. İçinden “Yok kalsın, deli miyim ben oraya gidecem” derken yüzünüze “eh, ilk gideceğim yer olmazdı” der kibarca. Kimin ne düşündüğü umurumda bile değildi. Bunca yıldır belki birgün giderim diye kaç tane Hindistan Gezi rehberi bile almıştım. Tam 40 yıl boyunca gitmeyi hayal ettiğim yerdi. 41. yaşımı doldurduktan sonra gerçek oluyordu hayalim ve beni kimse durduramazdı. Annemin ilk duyduğunda  “Aman kızım, gitme mikrop kapacaksın oralarda” demişti. Annemin ” gidecek başka yer bulamadın Papatya” nidaları arasında, doktorumdan da izin çıkınca kim tutabilirdi ki beni. Oradaki sefilliğin ve pisliğin hakikaten tasavvur edemeyeceğim boyutta olduğunu tahmin ettiğimden, kendimi riske atamazdım. Daha biletlerimizi almadan doktorumla konuştum, onun “Oraya gidecek herhangi bir insandan daha farklı bir riske sahip değilsin. Herkes gibi içtiğin suya dikkat edeceksin; salata, kesilmiş meyve yemek yok, içeceklere buz yok” tembihlerini yalnız kulağıma değil adeta beynime kazıdım 🙂 Biletler alında, aşılar olundu, el dezenfekte jelleri/mendilleri stoklandı. Heyecan dorukta, gideceğimiz güne geri sayım başlamıştı. Nereye gideceğimizi soranlara, ağzım kulaklarımda “Hindistan’a :)” diyordum artık.

Hindistan her gün öyle çok şaşırtıyordu ki bizi… gördüklerimin hepsini, Hindistan’ı bir tek kelimeyle özetle deselerdi bana; İNANILMAZ derdim. İ-na-nıl-maz! Gördüğüm, kokladığım, tadına baktığım, duyduğum herşey inanılmazdı. Herşeyi en aşırı uçlarda, aşırı yoğunlukta yaşıyorlar orada. Pisliğin de düzensizliğin de, yokluğun, fakirliğin yanı başında inanılmaz zenginliğin de, insanın içine işleyen kokuların, renklerin, baharatların, lezzetlerin ve ağız yakan acıların. Böyle bir yerin olabileceğini hayal edemez insan. Gerçekten gözle görmeden ne kitaplarda okumakla ne de fotoğraflara bakmakla edinilebilen bir deneyim. “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” bir türlü karar veremez, ne çok gezene ne de çok okuyana haksızlık edemezdim. Ama bu geziden sonra anladım ki bazı şeyler var ki, hiçbir kitapta bulunmaz, hiçbir yerde okunamaz, okunsa da ne kokusu gelir burnuna ne de lezzeti ağzına 🙂 Özellikle yemekleri yemek kitaplarından görüp de tahmin etmek olanaksız,, hele ki ömründe tatmadığın birşeyi tarifi okuyarak yapmaya çalışmak (yaptığını sanmak!) da imkansız-mış!

Hindistan hakkında tespit edebildiğim birkaç şey;

* Her şey ama her şey sokaklarda oluyor, Hindistanda hayat sokaklarda yaşanıyor. Orada yiyorlar, uyuyorlar, pişiriyorlar, satıyorlar, dikiş dikiyorlar, tıraş olup saç kesiyorlar, tuvalet ihtiyaçlarını gideriyorlar. Sokaklarda günün her saati, her an bir şeyler yiyenler var. Sokakta akla gelmeyecek şeyler satılıyor; dilimlenmiş meyveler, şeker kamışı şerbeti, tanelenmiş taze nohut, çorba kadar sulu yemekler, yağda kızartılmış tostlar… Sokaklarda etli yiyecek neredeyse hiç yok. Vejetaryenler için alternatifler sonsuz.

* İnsanlar hayatlarında her şeyin en asgarisiyle yetinmeye alışmışlar. Bunda, iyi insanlar için dünyaya “bir dahaki gelişlerinde”(!?) daha iyi bir hayat vadeden Hinduizmin etkisi büyük olmalı. Ama herkesin Hindu olmadığını düşünürsek, toplumun geneline baskın bir kültürün etkisi var. Üstelik çok kalabalık olduklarını da unutmamak gerekir. (Biz otobüste biri bize dokunacak olsa rahatsız oluruz!) Otobüslerde, rikşalarda, kamyonetlerde giden insanlara oturacak yer yok! Üst üste, diz dize gitmek kimseyi rahatsız etmiyor. Gideceği yere bir araç bulduğuna şükrediyor. Bu lüksü olmayanlar da, varsa bisikletiyle yoksa tabana kuvvet gidiyor.  Bebek arabası gibi batı icadı şeyler kullanılmıyor. Çocuklar yürüyünceye kadar annelerinin kucağında taşınıyor, yürüyecek kadarsa elinden tutularak götürülüyor.

* Nüfusun çok büyük bir çoğunluğunun çok zayıf olmasına şaşmamak gerek. Mini minnacık kaplarda yemek yiyen insanları gördükçe kendi yediğimiz porsiyonlardan utandım.

* Fakirlik sınır tanımıyor, tahminleri aşıp geçiyor. Ama hiç kimse fakirliğinden, yaşadığı sefil ortamdan utanıp sıkılmıyor, tersine içten bir gülümseyişle poz veriyor objektifime. Mesela, aşağıda bebeğiyle oynayan gencecik anne Delhi’nin göbeğinde sokakta yaşayan yığınla insandan yalnızca biri.

* Kadınlar sarilerini giymişler, inşaat işçiliğinden hamallığa her işte çalışıyorlar.

* Hintlilerin pisliğe katlanma katsayıları çok çok yüksek! Vücutlarındaki antikorların haddi hesabı olmamalı 🙂


* Hep “yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat” denir ama Hindistan’a gidip da yediklerinden söz etmemek olmaz, olamaz.

Hint yemeklerinin acısına suyla, pideyle katlanılır sanıyordum. Yanılmışım, hem de çok!

Fotoğraflarda gördüğünüz yemeklerden birisi Ispanaklı ve (Hint peyniri) Paneer’li Masala, diğeri de domatesli paneer’li masala. Şu iki tabak yemeği yiyebilmek için nasıl çaba harcadık bilemezsiniz.

Bu nasıl bir acıdır yarabbim! Sosunun içindeki acı chili biberleri ayıklasak da ne çare… Her lokmada su içtik, pidelerimizi katık ettik yetmedi. Dudaklarımı Anjelina Jolly’ninkiler gibi hissetmeye başladığımda güçlükle garsona “Lütfen bize 1 tabak sade basmati getirir misiniz? Çünkü yemek ÇOK ACI!” dediğimde, garsonun ilk tepkisi şaşkınca “Acı mı??” demek oldu. Tabi onlara göre son derece katlanılabilir bir acı bu…

*Bu kadar çok acı yedikten sonra neredeyse tat alma duygusunu yitirecek kadar uyuşmuş dilimize, damağımıza en iyi gelecek şey nedir?  Elbette buz gibi tatlı bir şey!

İşte bu Hintlilerin safranlı dondurması KULFİ; toprak minik kaselerde porsiyonlar halinde yapılmış, çok yoğun süt kremasının safranın eşsiz kokusuyla ve Antep fıstığı parçalarıyla mükemmel beraberliği ağzınızda erirken size öyle bir huzur veriyor ki, yediğiniz mükemmel yemek ne kadar acı olursa olsun bütün ateşinizi bir anda söndürüyor.

* Dikkat ettik ki -belki de bu yüzden- Hintliler de tatlıya düşkünler. En küçük lokantalarda bile, bir tek çeşit de olsa menüde hep tatlı da var. Restoran ne kadar  iyiyse, menülerinde yemek çeşitleri kadar tatlı çeşitleri de o kadar çok artıyor.

* Yemeklerini, kıyafetlerini, takılarını, tapınaklarını, tanrılarına sunumlarını, hayatlarındaki her şeyi rengarenk seviyorlar. RENKLER VE KOKULAR ÜLKESİ HİNDİSTAN!




17 thoughts on “Hindistan – Delhi 1”

  • harikaaaa… papatyacığım HOŞGELDİN
    Ne kadar güzel bir sayfa olmuş burası, insanın içi açılıyor. Yazını bir solukta okudum, keyiflendim. kalemin de lezzetlerin kadar muhteşem.
    Hep pişir, hep yaz lütfen, seni çok özledik biz.
    sevgiyle arkadaşım.

  • i have just translated this page into english
    this was an incedible experience of india
    your decriptions are so vivid, one can almost sense being there

  • İpekcim,
    ilk yorum senden geldi! Çok sevindim, inan ki 🙂
    Umrım daha sık pişirir, yazar, paylaşırım…

    Μαρία
    τώρα θα βρεις τις συνταγές μου και στα ελληνικά, και πολλές άλλες… μπήκες και στα ελληνικά;

  • Sitenin yeni hali harika olmuş. Ellerinize sağlık.
    Hindistan tecrüben için kutluyorum seni. Benim gidilecekler listemin en son sırasında bile değil:))

  • Yeni evinde gule gule otur komsu 🙂

    Valla iyi cesaret Papatya! Bana sorsalar bir yanim hemen gitmek ister, diger yanim o kadar pislige tekrar dayanabilir misin diye sorar! 5 yildizli otelde kaldigimiz halde. Ozel araba kiralayip gezdigimiz halde… Ama gene de insan bir defa da olsa gitmeli, gidebilmeli, sefaleti de zenginligi de iki uc noktada gorebilmeli. Sefalet icinde yasadigini dusundugu insanlarin aslinda ne kadar zengin insanlar oldugunu ogrenebilmeli!
    Beraber gittigimiz bir arkadasim cok fazla meyve,sebze yiyorlar cok vitaminden hastalanmiyorlar galiba demisti 🙂
    Benim ise havaalaninda iner inmez ilk izlenimim nezle olmama ragmen duydugum baharat kokusu idi. Biz Hindistan’da Hint yemegi yiyemedik 🙂 Cin yemekleri ile beslendik. Ama Ingiltere’de Hint yemeklerine bayilir olduk, elbet Ingilizlere gore baharati ayarlanmis olanlarina 😛 Anlatilacak sey cok, karsilikli yuzyuze gelmek lazim 🙂 Yazinin devamini ve fotograflari sabirsizlikla bekleyecegim.

  • Burası çok güzel olmuş! Hindistan’a hiç ilgi duymasam da ilgiyle okudum. Yunanca kısmı da göze güzel hitap ediyor. Bravo!

  • Pınar, Müge teşekkür ederim.

    Dilekcim, çok haklısın.
    Yorgo da hep “her ülkenin ayrı bir kokusu var” derdi ama Hindistan’da her yeri saran kokuyu algılamamak mümkün değil gerçekten. Her ufacık köşede tanrılara yaptıkları sunumlardan buram buram baharatlı kokular geliyor. Zaten bol baharatlı yemeklerinin büyük çoğunluğu da sokaklarda pişiyor, dolayısıyla kokular sizi her yerde takip ediyor, hiç peşinizi bırakmıyor.

    Hoşgeldin Açalyacım…

  • Hosgeldin Papatya! Paha bicilmez bir deneyim ancak bu kadar guzel ifade edilebilir! Baharat kokulari Izmir e kadar geldi 🙂
    Pazar gunumu sayfana adamis haldeyim 🙂

  • selamlar,
    yeni yeriniz hayırlı olsun:))
    yazılarınızı heyecanla takip ediyorum. Asıl diyeceğim o ki, şayet varanasiye giderseniz Badem Thandai yemeden dönmeyin:))
    benim için de yiyin:))
    sevgiler,
    pelin

  • Yeni adresin hayırlı olsun sevgili Papatya.
    Pırıl pırıl, ferah, insanın içini açan bir yer olmuş burası…

  • Oyacım, Sevde hoşgeldiniz…

    Özlemcim beğendiğine sevindim, umarım devamı da çok gecikmez, yazacak çooook şey var.Anlat anlat bitmez bu ülke 🙂

    Pelin, tavsiyen için teşekkürler, bir dahaki ziyarete inşallah..

    Tijen, teşekkür ederim…
    Herkese sevgiler…

  • Sevgili Papatya,
    kalbiniz ege de kaldıysa – bu arada anneniz iyi değil mi?- benim de girit te kalmıştı.benzerliklerin çok fazla olduğunu görmek benim için çok şaşırtıcı idi.sayfanızı kutluyorum. yeni izmirli eski ankaralı olarak ipek i takip ederken, yolum size dolayısıyla girit e düştü.sağlık nedeniyle gelmiştik komşuya. eve dönüşüm de benim için en kıymetli hediye ile birlikte olmuştu. biliyorum ki minik kızımla tekrar geleceğiz keşfetmeye. sıcacık anlatımınız bize kendimizi orada hissettiriyor.

    Sevgilerimle,

    Yasemin

  • Sevgili Yasemin, bu yazıya yaptığınız yorumu ne yazık ki atlamışım, yeni fark ettim, kusura bakmayın. Girit’e gelmiş olmanıza, en çok da size çok tanıdık gelmesine sevindim 🙂
    Sanırım son yıllarda Türkiyeden bebek umuduyla gelip bu hayaline kavuşarak mutlu dönenler çoğaldı. Geçen senelerde eşim, yabancı dil bilmedikleri için birkaç çifte doktor görüşmelerinde tercümanlık yapmıştı. Sizin de en kıymetli hediyenizi alarak dönmüş olmanız ne mutlu! Birgün kızınızla geldiğinizde sizi beklerim 🙂

  • Guzel bir yazi olmus Papatya. Zevkle okudum. Ellerine saglik..Ben de Amerika’da Hint yemeklerini cok severek yiyenlerdenim. Cok sevdigim bir mutfak. Fakat burada sanirim yemekler bizlerin tamak tadina gore degistirilmis. Cok acili yemek gormedim cunku.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.