Hayat dediğin… bir varız, bir yokuz

Hayat dediğin nedir ki?

Bir gün kapıdan çıkıp gidebilir ve bir daha hiç dönmeyebilirsin. İşin kötüsü de, çoğunlukla, bu kaderden haberdar olmazsın. Kendi isteğinle gittiğin zaman durum başka.  Geride seni üzecek bir şey bırakmıyorsun, demektir. Her şeyi gözden de yüreğinden de çıkarmışsın, demektir. Ama, son gidişin olduğunun farkında bile olmadığın gidişler, acıtır işte. Hazırlıksız yakalar çünkü; gideni de, geride kalanı da.

Maya’yı İngilizce dersine bırakıp dönerken, arabada bir yandan da Fazıl Say’ın son CDsini dinlerken, ne olduysa, kaç gündür su yüzüne çıkmaya cesaret edemeyen duygular sanki şarkının notalarına tutunup birer birer çıkmaya başladılar. O ana kadar kendi kendime kalıp doya doya ağlamaya bile fırsat bulamamışken, şimdi eve dönünceye kadarki 5 dakikalık mesafede; Fazıl’ın piyanosunun tuşlarından gelen hüzünlü melodide ihtiyacım olan yalnızlığı, Hayyam’ın sözlerinde de bardağı taşıracak son damlayı bulmuştum. Ağlamak, içini dökmenin en güzel yollarından biri değil midir her zaman?

O sabah, baba-kız erkenden yola çıkmışlardı. Çünkü Maya’ya – yalnızca kontrol olsun diye – kan tahlili yaptıracaktık. Aç karnına ve erkenden, Cumartesi sabahı. Onlar gelinceye kadar kahvaltıyı hazırlarım diye düşünmüştüm. Kahve makinasının suyunu, kahvesini koydum. Onlar eve dönerken yapacaktım kahveyi. “Gelirken taze ekmek de alın” diye de tembihlemiştim. 

“Hadi Maya” diye seslendiğimde, “geliyorum anne” dedi. (Saçını taramayı unutup geri dönseydi ya da son anda çişi filan gelseydi, 5 dakika daha geç çıkmış olsalardı ne olurdu?)
 Babası zaten hazırdı. Maya da ceketini giydi, kaskını taktı. Gülümseyerek bana baktı. Kaskının önündeki şeffaf kapağı kaldırdım; güzel gözlerine bakıp, “güzelim benim” dedim “güle güle annecim, bol şans”. (Gerçekten bu sözlerime, gerçek anlamda bu kadar ihtiyaçları olduğunu bilebilir miydim? Acaba onu biraz daha fazla tutsaydım kucakladığımda, o anda o olaylar yaşanmamış olacak mıydı? O yaşlı adam arabasıyla önlerinden geçip gitmiş mi olacaktı?)

Run Lola Run” filmini hatırlıyorum böyle zamanlarda. Bir an bir yerde 1 sn. daha fazla dursan; dönüp geriye baksan; hatta koşarken ayağın takılsa, ardından takip eden olaylar bambaşka gelişmez miydi?

O sabahki kahve yapılamadı, eve sıcak ekmek de gelmedi. Kocamla kızım bile gelmedi. Arkadaşlarımızla buluşup piknik yapmayı düşündüğümüz o bahar kokulu kış gününde evden çıkmalarının üstünden yarım saat geçmeden ikisi de ambulansla evimizin yakınından geçip hastaneye götürülürken ben sofrayı kuruyordum, hiçbir şeyden habersiz…

Telefon çalıyor. Bilinmeyen bir cep numarası ama ses Yorgo’nun sesi?!??

Bak” diyor “Mayayla ufak(?!) bir kaza geçirdik. Bizi ambulansla hastaneye götürüyorlar. Hemen acil servise gel” ….. ve telefon kapanıyor. Hayat duruyor sanki… Neden başka numaradan arıyor? Kaza?! Ambulans?! Acil Servis?!?!?

Darioyu nasıl kaptım, evden nasıl çıktım ve hastaneye kadar ne duygularla sürdüm, ben bile hatırlayamıyorum. “Eğer dediği gibi “ufak” bir kazaysa, neden ambulans gerekti ki?” diye sorup duruyorum ta ki onları sağ salim görünceye kadar. Aklımdan neler geçmişti. Fazlasıyla ürkütücü senaryolar, kanlar içinde yaralar…neyse ki!

İyi misin kızım?  İyi misin sevgilim?

Ben iyiyim, anne” diyor Maya’m… görünürde dizindeki küçük yaranın dışında bir şey yok.

Yorgo da “merak etme” diyor ama neden sağ bacağını hiç oynatamıyor?!!?! Hatta doktorların dokunmalarına bile dayanamıyor!?!?  Röntgene gidiyorlar ikisi de. Meğer kalçasında kırık varmış! Ultrasonlar çekiliyor. Saatlerce bekliyoruz acil servis koridorlarında. İşin iç yüzü anlaşılıyor. Bomboş ana caddede giderlerken, ara yoldan, STOP olmasına rağmen hiç durmadan, yola da bakmadan önlerine bir anda fırlayan 79 yaşındaki dedenin sürdüğü arabaya çarpmışlar. Yorgo, kızını korumak için motoru sola çevirip arabayla çarpışmayı mümkün olduğunca ertelemiş. Maya inanılmaz şekilde yalnızca dizinden hafif yaralanırken, babası sağ tarafıyla arabaya çarpmış. Eğer sırtında motor kullananlara özel, omuzları, dirsekleri koruyuculu montu olmasaydı o da bu kadarla atlatamayacaktı. Özel ceket olmasaydı, kırıkları ancak ameliyatla toplanabilecek halde olacaklardı. İyi haber geliyor; kırıklar yerinden oynamadığından, ameliyata gerek kalmıyor. Ama uzuuuun bir süre yatması gerekecek kaynaması için.

Ve tabi ki kaskları takılı olmasaydı… Belki de hayatlarıyla mücadele edeceklerdi sonraki günlerde. Bambaşka hallerde olacaktık, bütün aile. (KASK HAYAT KURTARIR!

Üstüne parmak basılacak, altı çizilecek, başlı başına bir konu olmalı bu.)

O geceyi hastanede geçirdik (yalnız Dario yakın bir arkadaşımın evinde kaldı). Onlara pijama almak için eve döndüğümde, o sabah yapamadığımız kahvaltının tabakları duruyordu sofrada ve Yorgo’nun yaptığı bergamot reçeli. O sabahki kahve yapılamadı, içilemedi. Önceki geceden suya koyulmuş nohutlar da neredeyse 2 gün suda kalmaktan kaptaki bütün suyu çekmişlerdi ama yemek olamadılar o gün. Olsaydılar da kim yiyecekti? O günkü menüde hastane yemeği varmış kaderlerinde. Aynen, laf olsun diye yapılacak kan tahlillerini, Üniversite Hastanesinin Acil Servisinde yaptırmak gibi.

Maya’yı yalnızca 48 saat gözlemlemek istedikleri için tuttular; o pazar gecesi taburcu olabildi, eve geldik çocuklarla. Ama Yorgo’yu Perşembe gününe kadar tuttular. Hastaneden çıkıncaya kadar kendi başına oturup kalkamıyordu, walker olmadan ayakta duramıyordu. Hala da onsuz yürüyemiyor.

Bütün bu olaydan alınacak ders nedir? Hayatın kıymetini daha da iyi anlamamız için bir hatırlatma mıdır? yoksa geçmemiz gereken yeni bir sınav mıdır? Bu kazadan ikisinin de ama özellikle Maya’nın olabilecek en az yarayla kurtulması nasıl açıklanır? Mucizelere inanırsanız mucize diyebilirsiniz. Ama her şeyin izahını da mucizelere bağlamak ne kadar doğru?  Burada bilinçli olarak kasklarının ve motorsiklet ceketinin giyilmiş olmasının yarattığı bir bilinç farkı da yabana atılabilir mi?… ki bunu Mayaya bakan çocuk doktoru da itiraf ederek söyledi:

“Baba da kızı da kasklı oldukları için, ki bu az rastlanır bir durum, bu sebeple başlarında travma yok” demekten kendini alamadı.


Bunu düşündükçe daha da çok ağlamak geliyor içimden. Bambaşka durumlarda olabilirlerdi. Biri ya da ikisi de evimize aylarca (ya da hiç!) geri dönmeyebilirdi. Bir anlık mesele; bütün bir ailenin hayatının geri kalanını değiştirebiliyor. Burada şans, kader ne kadar rol oynuyor?

Fazıl hala çalıyor. Hayyam’ın sözleri içime işliyor.

“Buna da şükür” diyoruz ve hayat her şeye rağmen devam ediyor…

Akılla bir konuşmam oldu dün gece; 
Sana soracaklarım var, dedim; 
Sen ki her bilginin temelisin, 
Bana yol göstermelisin. 
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam? 
Birkaç yıl daha katlan, dedi. 
Nedir; dedim bu yaşamak? 
Bir düş, dedi; birkaç görüntü. 
Evi barkı olmak nedir? dedim; 
Biraz keyfetmek için 
Yıllar yılı dert çekmek, dedi. 
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim; 
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi. 
Ne dersin bu adamlara, dedim; 
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi. 
Benim bu deli gönlüm, dedim; 
Ne zaman akıllanacak? 
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi. 
Hayyam’ın bu sözlerine ne dersin, dedim; 
Dizmiş alt alta sözleri, 
Hoşbeş etmiş derim, dedi.”

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
 Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
 Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.
 Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok!”

Ömer Hayyam




13 thoughts on “Hayat dediğin… bir varız, bir yokuz”

  • Off off! Tekrar geçmiş olsun papatya. Çok ama çok ucuz atlatmışlar. Şükürler olsun ki kask varmış başlarında. Eşine de tez vakitte sıhhat diliyorum.

  • Cok cok gecmıs olsun. bırı bebek ıkı kucuk çocuğumun grıbı nezlesı ıle uğraşmaktan ıkı haftadır pc ye elımi surememıstım. bıraz once açtım ve uzun zamandır okumadığım ıcın neler yapıyorsunuz merak ettim. satırları okumaya başlayınca ıcıme ateş dustu sankı tahmın ettım kotu bırseyler olduğunu..cok cok uzuldum ..ınanın kendı esim ve çocuğumun basına gelmıs olma ıhtımalınde ne yaparım diye ıcım yandı.Hem önlemleriniz hem de Allah korumuş. ınsallah en kısa surede eskısınden daha sağlıklı olurlar. hepınıze sağlık ve güzel günler dılerim. tekrar buyuk gecmıs olsun..

  • Cok cok gecmis olsun! her gun cocuklari okula bisikletle goturup getiriyorum, kask kafada! cabuk iyilessin umarim esinde. gercekten cok gecmis gitmis bitmis olsun bir daha da rastlasmayin boylesiyle

  • insan duygularını bu kadar mı güzel kelimelere döker..
    çok geçmiş olsun rabbim daha kötüsünü vermesin sizlere..

  • Lise yıllarımıza döndüm bir anda o zamanlarda öyleydin, müthiş bir ifade… Annelik ve eş olmanın verdiği duygusallıkla tüylerim diken diken, gözlerim yaş dolu okudum yazını. Seni seviyorum. Hep sevdiklerinle sağlık ve sevgiyle kalman dileğiyle.
    Hepinizi öptüm.

  • Papatyam. Bazen o kadar hızlı yürüyoruz ki etrafı görmüyoruz. Kalbimizin sesini aklımızın hızına yetiştiremiyoruz. Iyi ki dedirten keşke dedirtmeyen bu tecrübenin pek çoğunu hepimiz yaşamışızdır ama durup da fark bile edemiyoruz ya da üstünden biraz zaman geçiyor ve etkisi geçip yaralar kapanınca herşey aynı umursamazlığa aynı hayatı savurganca yaşamaya dönüş başlıyor. İyi olmanıza çok seviniyorum. Eşin de az biraz sabır edip bu zor zamanı en kısa zamanda aşacak. inşallah

  • Cok gecmis olsun Papatyam, tez zamanda iyi olsunlar insallah. Insanin gozbebegi, guzel Mayam… Cok cok gecmis olsun…
    Sadece kask deme bak kaska ragmen Schumaher in durumuna 🙁 Allah korusun ve de korumus…

  • Ömür imtihanla geçiyor..Allah hiçbirimizi ,canımızdan çok sevdiklerimizle sınamasın.Gelmiş geçmiş olsun,bu etkili yazı da yerini güzelliklerdeki yeni yazılara bıraksın

  • Papatyacım yazını okumam, tam da çok sevdiğimiz bir aile büyüğünü kaybettiğimiz güne denk geldi. Hayat gerçekten bir rüya… Her şey beyinde … Dilerim hayat sana ve sevdiklerine hep cömert davranır. Senin güzel kalbin bunu hakediyor.

  • Papatyam canimin içi, benim esimde bir ay once bir kaza gecirdi ! hayat pamuk ipligine bagli biz unutuyoruz hep. Sen daha ne kahvaltilar, kahveler hazirlar guzel gozlerine bakip kizinin kocaman opucukler verirsin. mucize evet sevginin mucizesi sen onlari bu kadar sevmesen olmazdi belki. Mutlu sonla bitti ya onemi yok artik bir an once toparlanir umarim Yorgo ve bu gunleri gulumseyerek ve minnetle anarsiniz. kucak dolusu sevgiler guzel aileye

  • Sevgili Papatya,
    Kitap yazma haberine çok sevinmiş ve zamanı geldi demiştim.
    Yurt dışındaydım Blogunu şimdi okuyabildim.
    Gerçekten yazma zamanı gelmiş ve sanırım kısa süre sonra raflarda kitap-lar-ını göreceğiz.
    Selamlar ve sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.