Gez gez bitmeyen Ödemiş – Birgi’nin kavakları

Çocuklarla yaptığımız gezilerin dışında, bazen tek başıma bazen de yanıma bir arkadaşımı katarak yaptığım keşif turlarının en ilginci Ödemiş gezisi oldu. Üstelik yola trenle çıkmak ayrı bir heyecandı. (Trenle seyahat başlı başına bir yazı olabilir.) Ne kadar uzun zamandır binmemişim trene. Belki de İzmir dışına yaptığım ilk tren yolculuğuydu. En son hatırladığım, Atina’dan Selanik’e hızlı trenle gidişimiz; çocuklar doğmadan önce, demek ki 10 yıldan fazla olmuş, o kadar uzak geliyor ki şimdi bana.

Evet, gerçekten Ödemiş’te sarı patatesten başka şeyler de varmış. Meşhur Cumartesi pazarı ve pazardaki rengarenk iğne oyaları gibi, nohut mayalı nefis ekmeği, kavrulmuş soğanlı tostları gibi ve bu gezide en çok etkilendiğim yer olan Yıldız Kent Arşivi Müzesi gibi. Ödemiş’e 8 km. mesafedeki Birgi’de bulunan Ulu Camii ve Çakırağa Konağı gibi – ki bizim gezimizin ilk durağı da Birgi oldu.

 

Restore edilmiş, bakımlı taş evler insanın gözünü okşamıyor mu?

 

 

Sonradan almadığıma pişman olduğum, iğne oyalı eşarp, caminin arkasındaki satış standlarındaydı. Öyle güzel renkler, öyle ince işlenmiş ki…

Efelerin memleketi ya, yukarıdakine de “Efe Oyası” denildiğini öğrendim o gün Birgi’de.

İğne oyaları rengarenk… kimi kolye olmuş, kim küpe, kimileri de eşarbın, yemeninin kenarlarını süslemiş boydan boya.

Ulu camii, Birgi’ye kadar gidildiğinde görülmesi gereken yerlerin en başında. Aydınoğulları Beyliğinin kurucusu Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından, Birgi’nin fethedilip beyliğin başkenti yapılmasının ardından, 1312-1313 yıllarında yaptırılmış olan camii, Aydınoğlu Mehmet Bey Camii olarak da anılıyor. 

Mihrabın turkuaz ve bordo renginde, geometrik şekilli mozaikleri…

Minbere çıkan merdivenin iki yanı gerçekten de muazzam güzellikte… 

Ceviz ağacından, binlerce parça, hiç çivi ve tutkal kullanılmadan (Kündekari tekniğiyle) birbirine geçirilmiş. Parçalar üçgen, kare, dikdörtgen, altıgen, sekizgen gibi geometrik şekiller ile bolca yıldızdan oluşuyor. Ayrıca Dünya, Güneş ve Ay figürleri ile Güneş sistemini temsil etmekteymiş. 

Şimdi kimde var bu kadar sabır acaba?

 

Camiinin içeriye doğru açılan ve aynı ağaç geçme tekniği kullanılarak ceviz ağacından yapılmış 16 pencere kanadının her biri de ayrı desene sahipmiş.

O kadar güzeller ki her birinin fotoğrafını çekmeye doyamadım….

 

 

 

 

Girişteki merdivenin iki yanında da ahşap işçiliği…

Camiiye girer girmez bize gönüllü olarak rehberlik yapan beyin de dikkatimizi çektiği gibi, camiilere genellikle bir kaç basamak çıkılarak girilir. Oysa Birgi’deki Ulu Camii’de 11 basamak aşağıya iniliyor.

 

Kırmızılı ve turkuazlı tuğlalardan, bir yarısı zikzak diğer yarısı baklavalı desenli minaresi oldukça kendine özgü.  

(Gördüğünüz gibi; bir yazıyla, değil Ödemiş daha Birgi bile bitmedi. Sonraki yazıda, Birgi’deki Çakırağa Konağı’ndan söz edeceğim. Sonra sırada, Ödemiş var.)

“İzmir’in Kavakları” diye bildiğimiz şarkının, tam çıkış tarihi bilinmemektedir ama 1900lerden sonraya, (kendisi de Ödemiş’in Birgi bucağına bağlı bir köyde doğan) Çakıcı Mehmet Efe’nin ün saldığı döneme tarihlenebilir.

 Prof. Enno Littmann’ın kitabında(1915), bilinen en erken örneği şöyle geçer:

 

“Birgi’nin kavakları

 

dökülür yaprakları

 

Çakıcı Mehmed’i sorarsan

 

ürkütür konakları”

 

İlk dize, önce “Ödemiş’in kavakları”, hatta “Tire’nin”, en sonunda da “İzmir’in kavakları” halini almıştır.

————————————

Kaynak: Şükrü TülÇakıcı Efe – Ege Defterleri 4 – “Çakıcı Konulu Türküler”, s: 85




4 thoughts on “Gez gez bitmeyen Ödemiş – Birgi’nin kavakları”

  • Yıllar var gitmedim ama Ödemiş benim çocukluğumun geçtiği yerlerden biridir. Sokaklarda oynayıp erik ağaçlarına tırmandığımız, anneannemin terasında salça ve tarhana yapışını seyrettiğimiz, avlusunda leğende yıkandığımız anılarla dolu bir yer. Bir gelişimde vakit ayırmalıyım

  • Nefis! Ahşaba çivi çakıldığı yerlerden çürüme yapıldığı ve tahta kurtlarına meydan açıldığı için ya gümüş çivi kullanıyorlar ya da kullanmıyorlar diye biliyorum ben de Safranbolu gezimizden…
    Oyalardan da sadece sonuncusu iğne oyası. Diğerleri tığ ile yapılmış. Artık oya yapan o kadar az kişi kaldı ki 🙁 Bazı şeylerin yitip gitmesine gönlüm razı gelmiyor. Sadece yaşamaları için yapanları teşvik etmek ve almak gerek diye düşünüyorum. Aynı zamanda bizim için de büyük kazanç. Sağol paylaştığın için…

  • Dilekcim,

    zaten paylaşmak amacıyla öyle çok fotoğraf çektim bunlar içlerinden seçtiklerim. Bazı şeylerin, farkına bile varılmadan, değeri bilinmeden yitip gitmesi gerçekten çok yazık!
    Ben İzmir’in burnunun dibinde böyle bir yer olduğunu da, bu kadar eski bir camiinin içinde böyle el işi göz nuru ağaç işçiliği göreceğimi de hiç beklemezdim, ne yalan söyleyeyim. Aslında görecek öyle çok yer, öğrenecek öyle çok şey var ki, insanlar haftasonlarında AVMlere koşacaklarına çok daha faydalı bir şeyler yapabilirler.

    Bu arada, benim tığ işiyle iğne oyasını ayırd edemediğim de çıktı meydana 🙂 Gerçi kendim yapamadığım için ikisi de takdire değer ve kıymetli benim için 🙂 Yine de sağol, sayende ben de öğrendim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.