“Ne işle meşgulsunuz?” diye sorma gafletinde bulunmayın sakın!

Daha yeni tanıştığınız birinin, ne iş yaptığınızla ilgili merakı uyanacak olursa, kaçınılmaz soru gelir eninde sonunda. Sözlerine “Çalışıyor musunuz?”, “Ne iş yapıyorsunuz?” diyerek başlayan meraklıları, “hayır, çalışmıyorum” demek kesmez. Çünkü çok daha somut yanıtlar bekler onlar; doktorum, avukatım, öğretmenim, profesörüm, hemşireyim, manavım, bahçıvanım, aşçıyım vs. vs. dediğin sürece sorun yok. “Çalışmıyorum” yanıtı; ancak burun kıvrılacak bir cevaptır. Karşısındakine “yani yan gelip yatıyorsun” der gibi bakar da bu düşüncesini dile getirmez. Hele ki “ev kadınıyım” (ev’in kadını, ne saçma laftır bu da!!?)  duyulabilecek en en sevimsiz cevaptır kimileri için. Nedense?… öyledir.

İzmir’de, üniversitede, bankada, özel sektörde; toplam 10 sene kadar çalıştıktan sonra, Girit’e taşındıktan sonra böylesi meraklı sorulara yarım ağızla verdiğim  “tercüme yapıyorum”, “Türkçe dersi veriyorum” gibi cevaplar, başta beni bile kesmiyordu. Çünkü bu işler hayatımı tümüyle meşgul eden işler değildi. Hiç bir standardı ve garantisi yoktu. İş varken çalışır, yokken çalışamaz durumdaydım. Benim için hiç de öyle olmadığı halde, başkaları için “hobi olarak” yapıldığı bile sanılabilirdi. Arada sırada, tur liderliği yapmak için adaya Türk grupların gelmesini beklemekle de hayat geçmezdi.

Çocuk sahibi olunca, işin rengi tamamen değişti. Eskiden, M.Ö. (Maya’dan Önce), ne zaman gelirse geri çeviremediğim tercümelere, M.S. (Maya’dan Sonra) vakit ayıramaz oldum. Minicik bir bebekle birlikte ders yapmak da mümkün olamayınca, bir süre yalnızca “evimin kadını” ve “çocuğumun annesi” rolünü üstlendim. Çocuğum büyüdükçe, anaokuluna ve başka faaliyetlere gitmeye başlayınca benim de programım gitgide daha yoğunlaşmaya başlamıştı. Onu yalnızca yedirmek, uyutmak, yıkamak, gezdirmek, doktora götürmek, eğlendirmekle kalmıyor mümkün olduğunca fazla oyun oynayabilmesi, sosyalleşmesi ve öz güvenini kazanması için de elimden geleni yapıyor, yaşına uygun hemen hiç bir faaliyeti kaçırmıyordum.

Maya, 4,5 yaşındayken, D.Ö. (Dario’dan Önce)ki tek çocuklu dönem kapanmış; D.S. (Dario’dan Sonra) iki çocuklu hayatımız başlamıştı. Ben yine iki çocuğu yedirmek, uyutmak, yıkamak, gezdirmek, doktora götürmek, eğlendirmekle kalmıyor mümkün olduğunca fazla oyun oynayabilmeleri, sosyalleşmeleri ve öz güvenlerini kazanmaları için de elimden geleni yapıyor, yaşlarına uygun hemen hiç bir faaliyeti kaçırmıyordum. Üstelik tam da bu dönemde başlayan Maya’nın okul dışı faaliyetlerine bebek arabasındaki Dariocukla birlikte iştirak ediyorduk. Artık herkes beni, yağmurda, karda kışta, bebek arabasıyla koşa koşa bale okuluna gidip gelen, bebek arabasını ite kaka resim atölyesine sokmaya çalışan kadın olarak tanıyacaktı.

2 sene önce Dario’nun da anaokuluna başlamasıyla, (daha da güzeli) bu sene onun da jimnastiğe gitmesiyle evdeki trafik iyice yoğunlaşmış, bu arada ehliyet alıp, evin taksiciliğine soyunmuştum. Çarşıya-pazara git-gel dışında, çocukların getir-götür işleri de benden soruluyordu artık. Zaman geliyordu ki günümün büyük bir kısmı arabada çocukları oradan buraya taşırken, gittiğimiz yerlerde onları beklerken ve ne yazık ki kendim için yapamadıklarıma hayıflanırken geçiyordu. (Sonra, bana Türkiye’de çocukları anneme bırakıp nasıl da tek başıma tatile gidebildiğimi soruyorlar?  haha 🙂

Önceki gün, çocukların geçen seneki haftalık faaliyet tablosu geçti elime. Atmadan önce, şöyle bir baktım ve bu yazı geçti aklımdan:

Sabahları 8:00de hep birlikte evden çıkıyorduk. Onları okula bıraktıktan sonra, alışveriş yapıyor, eve dönüp öğle yemeğimizi yapıyor, çamaşırları koyuyor, yetiştirirsem asıyor, astıysam topluyor, evi toparlıyordum. Günlerden Çarşamba ya da Cuma ise, sabahtan pazara gidip taze sebze-meyve alıp iki ayağım bir pabuca girmiş halde eve dönüyordum. Öğlen 14:00te Maya’yı okuldan alıp eve getiriyor,  yemeğini koyuyor, o yemeğini yiyip dersini yapmaya oturduğunda,  15:45te gidip Darioyu alıyordum. Pazartesi- Çarşamba-Cuma günleri Dario’yu eve getirip ona bir şeyler yediriyor. Salı-Perşembe günleri Dario’yu okuldan alır almaz jimnastiğe götürüyor, onu 1 saat jimnastikte bekliyordum.

 

Pazartesi 5’e doğru Mayayı İngilizceye bırakıyor, 5-6 arası Türkçe dersi yapıp, 6:30da Mayayı da alıp geri dönüyordum.

 

Çarşamba Mayayı 4-5 arası mandolin dersine, 6-7:30 arası jimnastiğe götürüyor; o jimnastikte iken Türkçe dersi yapıyordum.

 

Perşembe günü, Maya’yı 4’te İngilizceye bırakıyor; Dario’yu okuldan alıp jimnastiğe götürüyor. Dönüşte Maya’yı da alıp eve getiriyordum.

 

Cuma günü Maya’nın 6-7:30 arası jimnastiği sırasında, dersim olmadığı için genellikle Dario’yu parka götürüyordum.

 

Haftasonunda en azından, hafta içi faaliyetleri olmadığı için; gönül rahatlığıyla nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı planlıyordum. Geçen yıl programımız böyleydi…

Durum böyle olunca; aldanıp da bana “eh neler yaptın bugün?” diye sorma gafletinde bulunan bir arkadaşıma yalnızca o gün yaptıklarımı söylediğimde bile zavallıcık afallıyor; sorduğuna bin pişman halde:

“vallahi, ben dinlerken bile yoruldum, sen nasıl dayanıyorsun?” gibi tepkiler normalleşiyor.

İşte tam da bu yüzden, çalıştığı için ne evinin işini ne de çocuğunun bakımını -istese de- benden daha çok yapamayan çalışan kadınlardan aslında çok daha fazla çalıştığımı iddia ediyor ve ne parayla ne de naz’ım geçecek hiç kimseden yardım almadan her işimi kendim yapan 2 çocuklu bir anne olarak, “ne işle meşgulsunuz?” gibi basma kalıp sorulara da; “FULL Time Mama” yanıtını veriyorum 🙂

Anlayana…

Hamiş: Sahi, bu seneki faaliyet tablosu daha belli değil. Bugün okulları açtık. Haftaya İngilizce başlar. Çocuklara “Sizi jimnastiğe Ekimden itibaren götüreceğim. Önce okul programına bir alışalım” dedim, itiraz eden olmadı.

2 aylık tatil sonrasında, yumuşak bir geçiş olsun n’olur…




5 thoughts on ““Ne işle meşgulsunuz?” diye sorma gafletinde bulunmayın sakın!”

  • Papatya cım,
    Benzer bir program da bende var. Pazartesi den itibaren okul harici çarşamba günleri 18:30-20:00 aradı jimnastik, cumaları aynı saat aralığında dans kursu ve cumartesi 12:00-13:00 arası piyano var. Büyük üniversiteli olduğu için onunla ilgili meşguliyetlerimin boyutu çok farklı. Allah sağlık sıhhat versin hepimize ve çocuklarımızın da yolları açık olsun. Ben 21 yıl sabah 7 akşam 7 çalışan bir kadın olarak full time anneliğin yada ev hanımlığının çalışan kadın olmaktan daha zor olduğunu gördüm. Çalışırken de ev hanımlarına burun kıvırmamıştım. Şimdi bana burun kıvıranları da kınıyorum.
    Sevgilerimle..

  • Elvancım, çalışan kadınların çoğu zaten, istese de istemese de, bizim bütün gün yaptıklarımızı yapamıyor, yetiştiremiyor. Evini kadın tutup temizletiyor, ütülerini hatta yemeğini bile kadına yaptırıyor. Çalıştığı için pazara gidemiyor, hafta sonunda “aile faaliyeti” olarak markete gidiliyor ve her şey oradan alınıyor. En iyi ihtimalle haftasonundan ya da geceden sonraki günlerin yemekleri yapılıyor. Peki ama bütün gün ilgi isteyen çocuklar? birileri bakıyor çocuklara. Şanslılarsa, bu anneanne ya da babaanne oluyor, daha az şanslıysalar bir bakıcı tutulup, çocuk yaban ellere bırakılıyor.
    Belki okul sonrası derslere götürmek, çalışan annelerin de programında var ama zaman geliyor çocuğunu saatlerce, günlerce görmemiş bir anne için bu bile değerli bir paylaşım oluyor. Halbuki biz, evinin ve çocuklarının her işini üstlenen “en kahraman” kadınlar, iş yerinde çok iş olmayınca boş boş oturan veya kitap okuyabilen, hatta örgü ören çalışan kadınları kıskanıyoruz. Çünkü evdeki kadının bunları yapma lüksü pek fazla mümkün olmuyor. Çocukların erken yatması kendim için bir şeyler yapabileceğimi “sandığım” saatler ama o kadar çok yorgun oluyorum ki gece olduğunda kanepede uyuyakalıyorum 🙂
    Yine de çocuklarının en güzel yılları hızla geçerken hiç bir şeylerine tanık olamayan çalışan annelerin yerinde olmayı tercih etmezdim. Biz çocuklarımızın çocukluklarına tamamen şahidiz en azından. Fazla şikayet etmemeli… 🙂

  • Papatyacım ellerine sağlık ne de güzel yazmışsın hayran oldum sana.
    Bravo… Ev kadınlarının hayatı çocuklara endeksli oluyor. Ama senin bu denli fedakar ve can siperane halini okuyunca Maya ve Dario’ nun ne kadar şanslı çocuklar olduğunu düşündüm. Allah sana sağlık, kuvvet versin tatlım. Sevgiler öpüyorum.

  • Papatya’cım, ben yazdıklarını okurken bile yoruldum. Allah kolaylık versin. Anne olmak hakikaten çok başka bir yaşam modelini gerektiriyor. Senin yaşamından çıkışla okurken öyle çok şey düşünür oldum ki, az kaldı yazmaya koyulacaktım şu an başka işler beni beklemese:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.