İmdat, fare vaaaaarrrr!!

Şehir dışındaki, bahçeli evimize taşınalı beri her şey yolundaydı. Artık cıvıl cıvıl kuş sesleri, çeşit çeşit kuşlar, rengarenk kelebekler hayatımızın birer parçası olmuştu. Hatta arasıra gördüğümüz kertenkeleleri bile kanıksamıştık ailecek. Bahçeye ektiğimiz minik minik fidanlar ilk mahsulü vermeye de bailayınca keyfimize diyecek yoktu.

Ta ki… bir akşam çocukları yatırdıktan sonra, alaca karanlıktaki tatlı serinlikte çamaşırları asmaya çıkıncaya kadar. Kertenkeleler, çekirgelerden korkmaz olmuştuk. Otların hışırtısı rahatsız etmiyordu ama bu kez farklıydı. Alaca karanlıkta, yarım yamalak gördüğüm, hızla koşarak kaçan küçücük sırt bir kertenkele olamayacak kadar kalındı! İlk uyarı çanları çalmıştı:  bahçemizde fare vardı!!

Ne yapalım, ne edelim diye düşüne duralım. aynı şey, sonraki gece de, ondan sonraki gece de oldu. Ne zaman çocuklar yatıp, el ayak çekiliyordu, bahçe de fare(ler?!) geziniyordu!!

Bahçedeki toprağımıza ektiğimiz sebzeleri, ama ondan da önemlisi hala gördüğü herşeyi eline alıp üstüne başına süren ufaklığı da göz önüne alınca fare zehiri gibi bir şeyi çözüm olarak düşünemezdik bile. Birisi kükürt alıp yakın dedi ama bahçede kükürtün kokusu rüzgarla savrulup gidiyordu. Bulduğumuz her deliği tıkamış, tetikte bekliyorduk.

Sonra birden en ekolojik çözüm geldi aklıma 🙂  Fareli her çizgi filmde bir de ne olurdu? Tom ve Jerry misali 🙂  Evet, en iyisi bir kedi almaktı!

Ben 2 çocukla günlük işlerimi ancak yetiştirebiliyorken, daha önce “bahçeli bir evimiz olsa alırdık” diye verdiğim sözleri bile unutmuş, başka hiç bir canlının daha sorumluluğunu üstlenemeyeceğine kendimi bile inandırmışken, şimdi herkesten çok ben istiyordum. Yeter ki beni etrafımızda dolaşıp duran ve tüylerimi diken diken kaldıran farelerden korusundu.

Olacağı varsa, çorap söküğü gibi ilerlemez mi olaylar bazen?!  Geçen Pazar günü hafta sonu tatili için gittiğimiz yerden yeni dönmüştük. Akşam üzeri ne yapacağımızı bilemez halde şehir merkezine gittik. Umduğumuz yerde, umduğumuz saatte sözü edilen çocuk faaliyetlerini bulamayınca bir çocuk parkına gitmeye karar verdik. Parkın girişinde zaman zaman şehrin merkezinde rastladığımız Hayvansevenler Derneğinin afişini gördük. Bu dernek üyeleri genellikle evde bakılamayıp sokağa atılmış köpekleri toplayıp, yeni bir yuva edininceye kadar bakımıyla uğraşıp sonra onları bir etkinlik çerçevesinde köpek edinmek isteyenlere bağışlıyorlar. Yine böyle bir köpek bağış etkinliği olduğunu okuduk.

İçimde bir umut ışığı doğmuştu. Daha önce hiç görmemiştik ama olur da onlara bir kedi bağışlayan olursa bizim talip olduğumuzu söylemek için yanlarına yanaştığımda, onları gördük! 🙂 Üç kardeştiler, reddedilemeyecek kadar küçük ve şirindiler. Biri sarı, biri tekir, diğeri de kapkara.

Hayvansever dostuma ayaküstü derdimizi anlattığımda, beni anlayışla karşıladı. En iyi çözüm olduğunda hem fikirdi. Ancak bize en azından 2 tane almayı öneriyordu, birbirlerine arkadaşlık etmeleri açısından.

Çocuklara dönüp baktığımda onların kanı çoktan ısınmış, yalvarır şekilde gözlerimin içine bakıyorlardı 🙂

Biz o 2 aylık şirin yavrulardan 2 tanesini alıp eve döndük 🙂 Çocuklar hemen kedileri paylaştılar; isimler konuldu, nüfusa geçirildi 🙂

Belki daha çok küçükler ama;

* büyüdükleri zaman bahçemizde doğal bir temizlik yapacak kadar avcı oldukları şimdiden belliydi

* Her ne kadar ertelesem de, çocukların hep doğayla içiçe yaşamasını, bitkilerin kıymetini bilmesini; hayvanların da yaşamlarına saygı göstermelerini istemişimdir. Hatta bir hayvanı kendilerine dost edinmelerini, onunla birlikte pekçok sorumluluk sahibi olmalarını hep arzu etmez miydim ben?

Elbette hep istemiştim! Bu dilek gerçekleşmek için yalnızca zamanını bekliyordu demek ki…

Evdeki nüfus ve sorumluluklar artsa da; yemeğini, tuvaletini, doktor ziyaretini, aşı takibini düşünmem gerekse de biz ailemizin yeni fertleriyle olmaktan çok mutluyuz 🙂

Bu Dario’nun TEKİR’i

Bu da Maya’nın MİNNOŞ’u




5 thoughts on “İmdat, fare vaaaaarrrr!!”

  • Aman aman ne guzel kediler bunlar. çok sevindim Papatyacim cocuklarin kesinlikle bir hayvana dokunarak buyumesi lazim. Ne kadar eglenecekler ne guzel dostluklar kurulacka aralarinda goreceksin. Fareler bahane olmus:) Fareleri kirpiler ve baykuslarda hallediyor aklinda olsun. Evin icinde cikarsa ki bizde oldu metal kafesler var hayvanlar bir ucundan giriyor sonra gorutup uzakta bir yerlerde zaliyorsun fareleri. Cunku onlar bildigin farelerden degil uzun burunlu gorunce kiyamayacagin guzellikte olanlar, ponpon kuyruklular surme gozluler cesit ceszit kemirgen var. Bizimde yeni bir tekirimiz oldu. Diger kediler bir sekilde telef oldu. fare zehiri cok tehlikeli onu yiyen hayvanlarida olduruyor! haberle guzelmis çok sevindim sizin için.
    sevgiler

  • Hosgelmis ailenizin yeni uyeleri 🙂

    Eve girmemesi icin de tel kapilarla pencereye teller onerilir. Aman kapiyi acik birakma der dururdu bizim bey, ben yokken kendisi sokmus bir guzel. Sonra evde acil durum ilan edip yakalamis. Ama yakalayincaya kadar yasadiklarindan roman olur 🙂

    Hollanda’da ozellikle de Amsterdam’da her evin bir kedisi varmis. Sehirde, apartmanlarda bile fare cok yayginmis zira. Kanallardan dolayi cok fazla sayida varmis. Onemli olan kedileri kendi dogasinda birakabilmek, ekmegini suyunu onune bir guzel koyunca, fare burnunun ucundan gecse, get len deyip bakmiyorlar :))) Bizim buralardakiler o durumda su siralar. Obez obez gezinip, fareleri ozgur birakmis durumdalar! Hatta bu yuzden bir yazi yazasim var 😉

  • Bestecim,
    sana katılıyorum. Ben de hep istiyordum çocukların bir hayvanla birlikte büyümelerini ama açıkçası Dario bile hala bana muhtaç iken, bir sorumluluk daha istemiyordum. Buraya geldiğimizde güvenlik açısından köpeği düşündüm önce. Ama bize alışsın diye küçük alacaksın, ona tuvaletini öğreteceksin. Sonra bahçe de olsa köpek gezip dolaştırmak ister. Zor iş! Kedi hakikaten kolay hayvanmış! Kedi kumlarını tuvalet-leğenlerine döktüm; Tekir gitti kokladı ve hemen bir iki eşelendi, yaptı kakasını. Doğalarında var. Kendilerini temizliyorlar; kokmuyorlar. Üstelik 2 tane olunca birbirlerini de oyalıyorlar, bütün gün alt alta üst üste onları görmek ayrı bir zevk. Çocuklar katılıyor gülmekten 🙂 Sizin minik Tekir de benziyormuş bizimkine 🙂

    Dilekcim,
    Kapılarda, pencerelerde sineklik tel var zaten. Evden arka tarafa dışarıya tek çıktığımız kapı mutfağın bahçe kapısı. Onu da her çıkan arkasından kapatıyor. Zaten fareler el ayak çekilince cirit atıyorlardı, güpegündüz karşılaşmadım hiç, iyi ki!! Ama şimdi oyuncu kediler kapılardaki sineklik tellere de tırmanmaya başladılar. Daha da yeni yaptırmıştık, eve gelince. Bakalım ne kadar dayanacaklar…

    P*p*sunu kaldırıp da fare peşinde koşmaya üşenen Garfield gibi tembel obez kediler hakkında yaz valla 🙂 İlginç olur:)

  • Hayir bir de sokak kedisi goya bunlar! Hayret birseyler 🙂 Eline hazir mama alan, evinde balik, tavuk yiyen, kim ne bulursa besliyor. Istedikleri onlerinde, istemedikleri arkalarinda. Mis gibi yasiyorlar, ne yapsinlar fareyi. Hele fareler onlar kadarsa 🙂

    Kopek bahcede belli bir bolgede tutulabiliyorsa iyi, yoksa bitki falan birakmiyor. Tatile gittigimiz bir yerde St Bernard vardi bir tane. Garibani baglamislar 🙁 En pahalli fidelerin, bitkilerin uzerine yatiyormus pat diye ve eziyormus. Garibim, diger ozgur olanlari gorunce parcaliyordu kendisini 🙁 Ozgur olanlar da civar koylerde gezmekten esas evlerine pek donmuyorlardi 🙂

  • Cok seker!!!!! Bizim kediler fare mare yakalamaktan anlamiyorlar. Eskiden bir kedimiz vardi, o acaip birseydi, bunlar muhallebi kedisi! :oP Ama cok seviyoruz, kedisiz yasayamayiz, o baska. Maalesef ben gayet anti-ekolojik yontemlerle, zehirleyerek kurtuluyorum fare mevsimi geldi mi. :o/ butun ekstra islere ragmen, kedi ve kopek gibisi yok. Fareli ve faresiz.

    http://www.elifsavas.com/blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.