7 kere 7 eder 49

Bazen bazı şeyler gecikir… Öylesine… kendiliğinden… Hatta sen ne yapsan  da…

Bir çocuğun konuşması, okuyup yazması, bir gün okur yazar olsa bile; gün gelir derdini başkasına anlatması… Bazen bir mektuptur gaipte kaybolan, belki bir paket adresini bulamayan… Belki bir kart hiç gönderilmeyen… belki de bir şarkı hiç çalınmayan; notaları tek tek boşlukta kaybolan…

Geciken şeyler nerde bekler sırasını,

gelmesi gereken zamanı?

Öyle bir yer var mıdır?…

Bazen bir ömür geçer bir insanın gerçekten hayattan zevk almak için ne yapması gerektiğini anlaması…

Kimisi işini geç bulur,

kimisi eşini…

hani o ruh ikizim dedikleri,

elmanın ikinci yarısını.

Benim de bu sene bu yazıyı yazmam gecikti. Her sene yeni yaşın getirdiklerini, geçen yaşın hissettirdiklerini döküp saymak gelenek haline gelmişti halbuki. Yazamadım önceki gün, ne o gün ne de sonraki gün. Vardır elbet bir sebebi… yalnız doğumgünü için değil genelde bir yazamamazlık hali çöktü üstüme. Herhalde “yeterince birikmedi ki dolup taşsın” diye düşünmekten başka yok izahı.

40lı yaşlarımın son senesine ulaştığım şu günlerde…” diye başlamayacağım bu kez. Tahminlerin tersine çooook gerilere gittim oturup şöyle bir düşündüğümde.

7 yaşındaki halim düştü aklıma bugün. İlkokula yeni başlamıştım. Her gün okulda karın ağrılarım tutacak kadar zor bir ayrılıktı benim için. Her şey ne kadar da yeniydi. Yazmak, okumak, başka çocuklarla aynı sınıfta olmak… Ben 7 yaşımı doldurup başladım okula. (Annem kıyamamış daha erken göndermeye… ben de kıyamıyorum çocuklarıma)  Herkesten büyüktüm ama herkesten daha cesur değil… Öğretmen “koşmayın, düşersiniz” dediği için teneffüste herkes koşarken arkadaşımla kenarda oturacak kadar söz dinleyen bir çocuktum.

Bir 7 yıl daha geçtiğindeyse şimdi kızımın olduğu yaştaydım. Ayrı zorlukları ve karın ağrıları o küçük hayatımın. Bir 7 yıl sonra evlenmeye karar verecek kadar aşık olmuştum. Bir 7 yıl sonra memleketi terk etmeye karar verecek kadar gözümü karartmıştım…

7 yaşın üstünden 7 kat zorluklar aşmış, 7 katı güzellikler de yaşamış olarak uyanmak bir tatlı huzur bırakıyorsa yüreğime, 7. doğumgünümdeki kırmızı kadife elbise gibi boyalı tırnaklarımı ve altına giydiğim yepyeni sapsarı terliklerimi hatırlayınca gülümsüyorsam eğer… daha ne olsun ki?

Bir sabah bir çekmecenin unutulmuş köşesinde, bir kutunun içinde eski bir şey geçer eline ve seni onlarca yıl öncesine götürür ya… Eski bir albüm ya da sararmış bir günlüğü açarsın da içinden ergen kalbinin heyecanıyla yazılmış duygular saçılır dört bir yanınıza… Anılar birikir birikir, bekler dururlar ve siz onları açmadıkça kapalı kutunun içinde zıplayıp ortaya fırlamayı bekleyen maskaralar gibi sabırlıdırlar.

Benim kırmızı kadife elbiseli doğumgünü fotoğrafım da kim bilir kaç senedir bekliyordu sırasını…

O gün o minik kız çocuğunun hayal bile edemeyeceği şeyler yaşadım, yaşıyorum ve daha kim bilir neler neler yaşayacağım? Çünkü hayatın bizim için sakladıkları hep gizem dolu…

Hayatta bazı şeyler en olmayacağına inandığın anda oluverir. Öylesine… kendiliğinden… Hatta sen ne yapsan da…

 

Hamiş: Büyüdük diye es geçmiyoruz yaşımızı. Hesap ortada 7 kere 7 eder 49. Utanmak, şaşırmak yok! Asıl büyük kutlama, seneye 50yi devirdiğimde 🙂




2 thoughts on “7 kere 7 eder 49”

  • Doğum günün kutlu olsun, sürprizlerle dolu nice yaşlar dilerim… Yazıların çok güzel söylemeden edemeyeceğim. Ama öylesine bir köşede duran güzellikte değil; insanın ruhuna dokunan, her satırında insanın kendini bulduğu türden… Yeni yaşında daha çok yazı paylaşman dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir