10 yıl sonra; 7,5 yıl sonra; 3 yıl sonra

Şapka, mayo, havlu, güneş yağı, paletler, gözlükler, yola çıkmanın verdiği tatlı telaşlar….

Yaz tatilinin gelmesi dört gözle beklenir. İnsanlar genellikle kendilerini sıcak kumlara, serin sulara atabilecekileri bir güzergah belirlerler. Bu bir tatil kasabası belki de bir ada olabilir. Her sene yüzbinlerce turistin ziyaret ettiği Girit adası da yerli yabancı turistlerle dolup taşar. Tatil havasıyla bütün senenin stresini atan turistler, ayağında sandaletleri, başında şapkası, güneşten boranzlaşmış teniyle arkeolojik yerlerde rehberin anlattıklarını çoğunlukla bir masalmış gibi dinler. Burası neymiş, kimler yaşarmış, nasıl yaşarlarmış, ne yerler, ne içerlermiş? gibi konulara, en iyi ihtimalle tatil anılarında birer cümle olarak değinilmezse çoğunlukla unutulur gider. Bütün kış beklediği tatile kavuşmanın sarhoşluğundaki turistin belki de hiç aklına gelmeyen başka bir konu da; kaldığı oteldeki temizlikçinin, gittiği restorandaki garsonun, onu gezdiren turist rehberinin o sırada tatilde olmadığı; başkaları tatil yaparken onların tatil yapamadıkları tam tersi mevsimlik işlerinin en yoğun günlerini geçirdikleridir. Halbuki otel personellerinin, garsonun, rehberin de ailesi vardır. Okulu bitip de ailecek tatile çıkmanın hayalini kuran çocukları vardır. Eşiyle tatile gitmeyi özleyen karısı vardır 🙂

Bizimki de böyle bir hikaye aslında. Yorgo 10 yıldır kokartlı turist rehberliği yapıyor. 10 yaz geçti, herkes gibi yaz tatili yapmayalı; hatta Girit’ten dışarı adım atmayalı. Acısını kışın çıkarıyoruz, evet. Ama kış tatili çok farklı ve soğuk. Sıkı giyinmek, çoğunlukla kapalı yerlerde bulunmak zorundasın. Üstelik biz ne zaman “tatil”deyken başka herkes çalışıyor oluyor. Gerçi ben son 2 senedir çocukları alıp Türkiye’ye gidiyordum. Herkesin gitmeye can attığı turistik bir Yunan adasından kalkıp da bir sene Ürkmez’e, geçen sene Çeşme’ye tatile gitmeme şaşıranlar olsa da; ben denize değil ailemle, arkadaşlarımla hasret geçirmeye gidiyordum.

Bu sene bir ilk oldu. Tam 10 sene sonra 3 geceliğine de olsa çocuklarla bir tatil yapalım, Yorgo da bir soluk alsın dedik ve Girit’in güney batısında kampa gittik. Çocuklarla ilk defa çadırda kaldık. Çadır hayatı özellikle onlar için inanılmaz değişik bir tecrübeydi.

Girit genellikle kuzeyden rüzgar alır. Ama biz güney sahilinde olduğumuzdan kıyıda plaj şemsiyeleri rüzgardan sallansa da denizde hiç dalga yoktu, hep dümdüzdü.

Çocukların emniyetle oynayabileceği kadar sığ kumsal, turkuaz rengi billur sular, beklediğimden de tertemiz tuvaletler-duşlar ve hiç sivrisinek olmayışı harikaydı.

Dalgayla mücadele etmek olmayınca, Dariocuk da bana yapışık olarak denize girip çıkmaktan vazgeçmiş;

kendi başına denize girer çıkar, istediğinde kumda oynar olmuştu.

İncecik kumların üstünde deniz kabuğu ve deniz minaresi avına çıkan Mayacık zaten kendinden geçmiş, denizin içinde kafasından çok ayakları suyun dışında görünür olmuştu. Harika bir deniz kabuğu koleksiyonuyla döndü tatilden. Çocuklar özgürce oynamanın tadına varmışken, ben de kimbilir kaç sene sonra doya doya yüzme fırsatı buldum.

Çocuklar deniz sonrası babalarının ellerinden harika falafelleri iştahla yediler. Sonra da hamakta dinlendiler, bir sonraki deniz faslına kadar… “Anne, ne zaman denize gitcez?”

Minik oğlum, Haziranda 3 yaşını doldurdu da anaokuluna başladı bu ay. Dario’nun doğduğu zamanki durumun tam tersini yaşıyoruz şimdilerde. O zamanlar Maya, annesini yenidoğan Dariocukla evde bırakıp anaokuluna gidiyordu. Şimdi de Maya’nın okulu açılıncaya kadar evde anne-kız başbaşa kalmanın, birlikte alışverişe çıkmanın keyfini çıkarıyoruz 🙂  Dario doğmadan önce, Maya’nın anaokuluna gittiği, benim de hamileyken kendi başıma kaldığım günler birkaç aydan fazla değildi. Yine de kendime ayırabildiğim birkaç saatin olması ne büyük değişiklikti hayatımda. Sonra bir bebek geldi, ardından bambaşka telaşlar, bitmeyen hastaneye gidiş-gelişler…

Küçük okullu hayatından memnun; “ben çok abi oldum!” diyor, “artık bebek değilim”. Haftaya da Maya’nın okulu açılacak… ve anne, 7,5 yıl sonra sabahtan öğleye kadar yalnız kalacak!!! (Annem evde oturup daha çok temizlik yapacağımı umut ediyor olabilir 🙂 Benim herşeyden önce ruhumu temizlemeye, kendimle başbaşa kalmaya ihtiyacım var. Tekrar uzun sabah yürüyüşlerine çıkabilirim; tekrar yoga yapmaya başlayabilirim; kendime daha çok vakit ayırabilirim; daha çok yazabilir/okuyabilirim. Herşeyden önemlisi kendimi daha iyi hisseden bir anne olarak, çocuklarımla olduğum zaman da onlarla daha huzurlu ve daha iyi vakit geçirebilirim. Yepyeni bir ritm kazanıyor hayatımız 🙂






4 thoughts on “10 yıl sonra; 7,5 yıl sonra; 3 yıl sonra”

  • harika haberler bunlar, Dario cok tatli saçlarına ve hep gülen yüzüne bayılıyorum; Mayacığımı da unutmayayım tabi. Ya özgürlük gibisi var mi ? hadi gozun aydın hem tatil icin şeytanın bacağını kırmışsınız hem de kendinle kalma günlerin icin:) sevgiler

  • sabah tatlı bir “deneme” okudum sayende Papatya,eline sağlık,yazmaya devam..
    ama o falafellerden yiyememiş olmak içimi yaktı doğrusu:)
    sevgiler

  • Super Papatya!
    Hepiniz harika zaman gecirmissiniz ve bu her daim boyle olsun… Sevgiyle…

    Berceste

  • Sevgili Beste, bugün Maya da okula başladı. Ben de Yogaya 🙂 Sabahtan birkaç saat de olsa çocuksuz ve tamamen kendi başıma olmanın tadını çıkarıyorum 😉

    Kemal Bey, tarifi verdiğim zaman siz de yapar afiyetle yersiniz,

    Dilekcim, gerçekten çok güzeldi, herşeye rağmen yorum bırakmaya çabalıyorsun, çok takdir ediyorum seni 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.