– Anne, sen gitme. Ben giderim, dedi… ve gitti

Ne içtiğim kahvenin tadı var bu sabah, ne de yediğim ekmeğin…

Sabahın 7sinde ben çocuklarımı sıcacık yataklarında öperek uyandırırken; bir başka yavrunun elleri buz gibiydi, yatağı soğudu. Solgun yanaklarından son kez öperek uğurlandı son yolculuğuna.

Sabah sabah aramızdan ayrıldığının haberini aldığımdan beri kanım dondu sanki, elim ayağım buz kesti. Her şey tatsız, anlamsız bu sabah. Ağzımın içi zehir gibi acı. Kin gütmek, nefret en kötü duygular… ama elde değil. Seni öldürenlere duyduğum nefret yüreğime sığmıyor artık!  “Yüreğim ağzıma geldi” demek bu olsa gerek. Yüreğimdeki öfkenin, nefretin metal gibi soğuk tadı yüreğimden ağzıma geliyor sanki.

Ben seni hiç görmedim bile, çocuğum. Sen kaçıncı cansın bu uğurda yitirdiğimiz? Sayınızı unuttum. Sekizinci mi? Hepsi tazecik bedenler, tertemiz yüreklerdi ama sen… pek bir küçüktün be kara gözlü kuzucuk… derin uykuya dalalı beri daha da küçüldün. O güzel kara kara gözlerini açıp gülümseyemedin bir daha. Sen uyuyalı neler neler olduğunu bilemedin.

Ah be Berkin, bize ne yaptığını bir görebilseydin…



Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir