Yıl: 2012

44

44

İlkokulun 1. sınıfında su gibi ezberlediğiniz şiiri okumak için kürsüye çıktığınızda şiirin bir kelimesini bile hatırlayamadığınız için bütün okulun karşısında ne yapacağınızı bilemediğiniz anlar oldu mu? Uçağın penceresinden bakınca bulutların yere düştüğünü sandığınız oldu mu? Peki, denizi çok devdiğiniz için denizkızı olmayı dileyip denizden hiç […]

RΑΚΟΚΑΖΑΝΟ

RΑΚΟΚΑΖΑΝΟ

Bu da ne demek şimdi demeden önce bir daha bakın bakalım. RAKO + KAZANO diye ayrıştırsam bir şeyler çağrıştırıyor mu? Hadi sizi fazla uğraştırmayayım… Raki (sonu “i”) Girit’e özgü, üzüm posasından yapılan, alkol oranı yüksek, minicik kadehlerde sek içilen, içenin boğazını alev gibi yakan sert […]

Yaban-cı,  Vatan-sever, Evren-sel

Yaban-cı, Vatan-sever, Evren-sel

“Yurt”dışında yaşadığımı duyunca kiminin gözlerinin içi parıldar. Kendi gerçekleştiremedikleri kim bilir ne hayaller geçer akıllarından o an. Bir de büyük çoğunluğun verdiği klasik tepki vardır. Yüzünü buruşturup, belli etmemeye çalışsa da hafiften acıyarak “Yabancılık çekmiyor musun (oralarda)?” diye sormadan edemez. İşte bu soru, içimdeki fırtınayı başlatan!

Yaban ellerdeyiz ya.. gurbetteyiz… uzaktayız… sanki ıssız adaya bırakıp gittiler. Gözün görmediği yerler hep yokluk viranlık mıdır? Alıştığını bulamamak mıdır tek kaderimiz? Hiç tanımadığın O yabancı ne kötülükler yapabilir insana? İnsan niye bu kadar karamsardır “yabancı” memleketlerdeki hayat hakkında. Ne zordur kim bilir!   ….değil mi? Ah vah!

Yaban ellerde yaşayan; “yabancı” kimdir, nedir ki bir söylesenize bana? Kime göre yabancı? Yabancı demek, benim tanımadığım, bilmediğim, öyleyse hakkında hiç de iyi izlenimlerim olmak zorunda olmayan mıdır?  Peki yabancı olmayan yan komşusunu daha mı iyi tanır insan? Aynı dili de konuşsa, aynı duayla da yakarsa onun “iyi” olduğunu kim/ne garanti eder? Her gece aklından ne kötülükler geçtiğini kim bilebilir?

…ya da gözün görmediği yaban ellerde iyi insanların olmadığını?

Yabancı demek, tanımadığım, dolayısıyla kendisi hakkında hiçbir şey bilmediğim yerler/insanlar demek ise, peki

* ben burayı da, buralıları da çok iyi tanıyorsam,

* bu şehrin bilmediğim yeri kalmadıysa,

* burada yaşayanlar bile doğma büyüme buralıymışım gibi, bilmediği bir şeyi gelip bana soruyorlarsa, 

* sokağa çıkınca en az 4-5 kişiye selam veriyorsam,

* beni adamdan/kadından sayıp arıyor, hatırımı soruyor, görmeyince özlüyorlarsa,

* taşındığım mahalleden eski komşuma yolda rastladığımda “özledik seni,  hepimiz seni çok sevmiştik” diyerek gülümsüyorsa

bu durumda, onlar bana hala yabancı mıdır?

 

“Ama işte, kendi vatanından, milletinden olmayınca…” diye başlayan cümler söylemeyin sakın bana! 

Üzgünüm(?!) ama vatan-sever, millet-sever olmakla sınırlı kalamıyorum.

Dünya-sever olmaya varım; Evren-sel düşünmeden de duramıyorum. Bence siz de.

 

Yalnızca coğrafi ülke sınırları değil insanları ayıran; “Vatan”, “millet” gibi terimler insanın etrafına tel örgü gibi çekilmiş. Bir hayvanat bahçesinde bir kafesteki hayvanın öbür kafestekine baktığı gibi bakıyoruz “başka” ülkenin “başka” milletlerine. Aynı doğanın parçası olmamız gerekirken, hiç olmaması gereken bu (sözde) bahçe içinde, onu bize göre öteki yapan aramızdaki demir parmaklık!

Hepimiz aynı bahçede özgürce yaşasak, ben ve öteki olmayacağız. O zaman hayat önüme hazır konan bir tabak yemek ve su kadar kolay elde tutulmayacak. Canını kurtarma pahasına koşan, kaçan hayatta kalacak. Ben nerede ot bulursam onu yiyeceğim, bir gün de dişi aslan beni yavrularıyla paylaşıp midesine indirecek. Onun aç karnını doyurmakla bile kendimi bir işe yaramış olarak hissedeceğim belki de.

Siz karar verin; yaşaması için yattığı yerden düşünmesi ya da kalkıp yürümesi bile gerekmeyen, parmaklıklar arkasındaki aslan mı daha mutludur ki? yoksa savanada koşup avına dişini geçirmezse aç kalacak olan mı?

Önünüze hazır gelen(fikir)leri kabullenmek ve (özgürlüğünden) fedakarlık etmekle en layık olduğunuz hayata kavuştuğunuza mı inanıyorsunuz ki? Üzgünüm, çok üzgünüm.

Vatan, millet demeyin bana. Tam dayanacak bir destek aradığınızda sizi elinin tersiyle itip bir kalemde gözden çıkaracaklarda mı kaldı son umudunuz? Yazık!

Hayvanat bahçesinde, bir parçacık yaşlı eşek etiyle gözü boyanmış zavallı aslanlara benziyorsunuz bence.

Benim yaban sandığınız “el”lerde nasıl yaşadığımdan daha ciddi meseleleriniz yokmuş gibi…

Bu dünyaya yaşamak için gelmiş bir evladı, canının içinde büyüt, sütünle besle, bağrına bas, kucağının sıcağında uyut; büyüsün boyun kadar olsun; sonra da “vatan borcuymuş”, devlete “boyun borcuymuş” diye (bir de!) gururla ve sapasağlam askere gönderip çok geçmeden de cenazesini teslim alınca acından, yüreğinin yanığından dili tutulup da diyecek tek kelime bulamamayı anlarım, çok iyi anlarım.

Ama “Vatan sağolsun!” deyip kabullenen zihniyeti anlayamıyorum!

 

İnsan hayatı bu kadar ucuz değil, bedava hiç değil, olamaz!  Bu gerçeği de ne kadercilik; ne de milliyetçilik örtemez!

Yorgo’dan Bergamot Reçeli

Yorgo’dan Bergamot Reçeli

Artık sezon bitti. Nasıl geçti diye hiç sormayın. Her şey gibi turizm de krizden etkilendi ve inişe geçti. Ama niyetim hiç bu konuları açmak değil. Sezon bittiğinde artık her günümüzü daha çok birlikte geçiriyor olabilmek bile ayrı bir keyif katıyor kapımızı çalan sonbahara. Sabahları çocukları […]

Dolup taşıp kağıda dökülenler

Dolup taşıp kağıda dökülenler

“N’olur daha sık yaz” diyenler çoğaldı. Bir ara ortadan kaybolup yüreğimden taşan bir yazıyla geri dönünce hem seviniyor hem de sitem ediyorlar. Hiç yazmadan geçip giden zamanı hatırlatırcasına. Ama olmuyor işte, “elimde” değil. Elim yazmıyorsa o sıralarda beynimde fırtınalar kopuyor demektir. Yazabilmek için önce fırtınanın […]